Kuzgun

____________________________________________________________________

Bu gece pek TV ile ilgilenmeyi düşünmüyordum, aklımca bilgisayarda bitirmek istediğim birşeyi bitirecektim. Ancak akşam yemeğinden sonra misafirimiz geldi. Bu esnada tv 8’de tutunamayanlar diye bir film vardı. Misafir ortamında tabi izleyemedim, izledim ama bir şey anlamadım. Reklamlarda da saat 22:30’da Kuzgun diye bir filmin olacağını gördüm.

Misafirler gittikten sonra ilk başta filmi izleyip izlememekte kararsızdım. Odamda modemimi kablosuz bağlantı noktama koyup oturma odasında cep telefonundan film hakkında biraz bilgi alıp ona göre karar vereyim dedim. IMDB puanı 4.2 olan filmi canım izlemek istemedi. Zaten saat 22:30’da Atv’de Adanalı dizisinin olması da tamam kesin izlemeyeceğim dedirtti beni. Ancak dizi bittiğinde TV 8’i açtım ve film daha yeni başlıyordu. Birden vazgeçtim ve filmi izlemeye karar verdim.

Film 2004 model bir korku filmi gibi birşeydi. Yani tam bir korku filmi değildi. Orijinal ismi Jennifer’s Shadow, Chronicle of the Raven olarak da geçiyor. Molom ritüeli ile babanne tarafından lanetlenmiş insanlar vardı. Bunlar uyurlarken kendilerine kuzgunlar tarafından saldırıldığını ve yendiklerini gagalandıklarını görüyorlar. Uyandıklarında da gerçekten de gagalanan organlarında eksiklikler olduğunu fark ediyorlar. Tabi doktorlar bunu bir hastalık olarak görüyor. Bu şekilde baş roldeki kızımızın da ilk başta biraz böbreği deşiliyor. Kız her uykuya daldığında bir tarafları eksiliyor. 🙂

Kız babannesinin kendinde kalmasını istediği evi satmaya çalışıyor. Eve bakmaya gelen bir adam eski bir doktor ve astık mezar bakıcılığı yapıyor. Adam tabi evdeki durumlardan haberdar. Kızı isterse onu görebileceğini söyleyip gidiyor. Bir süre sonra da kız onu görmeye gidiyor. İlk başta kız adama inanmıyor ama sonra aklı başına geldikçe hak vermeye başlıyor. Bu arada bu lanet mezarlığa giremiyor. Daha sonra da bu lanet ile lanetlenmişlerin ölmediğini, sadece acı çekip uyuduklarını öğreniyor. Bunu mezardaki önceden ölen akrabalarını görünce anlıyor ve onları yaktırıyor.

En sonunda da kendisi bu laneti yok etmek için bir girişimde bulunuyor ama başarısız oluyor. İlk başta başarılı olduğunu sanıyor ama sevgilisiyle çiftleştikten sonra uykuya dalıyor ve karnından bir kuzgun çıktığını görüyor. Gerçekte de gerçekten kadın kanlar içinde kalmış oluyor. O da mezara sonsuza kadar acı içinde yatmaya gönderiliyor, önceden öldürdüğü babannesi de kızın başına gelip birşeyler söylüyor, tabutunu kapıyor. O esnada da kızın gözünden yaşlar akıyor.

Aslında bu şekilde sonunda söz konusu olayın bitmediği filmleri hiç sevmiyorum. Kız o laneti yok edebilseydi film benim için tatmin edici bir şekilde bitmiş olurdu ama kızın da kendi o lanete esir olduya, şimdi kim gelip onları kurtaracak veya öldürecek, kim o laneti yok edecek diye merak ediyorum, tabi bunun için de filmin sonraki bölümlerini beklemek istiyorum ama olacak olsa zaten 5 yıldır yapılırdı, yapılmadığına göre film böyle aptal bir şekilde bitmiş oluyor.

Bu arada filmi izlerken biraz çerez ve kivi yemiştim. Masanın üzerinde de portakal, mandalina ve elma duruyordu. Annem gece portakal yemememi yoksa rahatsız olabileceğimi ve kabus görebileceğimi söyledi, o da TV’den Maranki’den duymuş. Annem yattığı gibi bir portokal yedim, tabi o yetmedi hemen bir elma yedim, onun da arkasından sütlaç yedim. Sabaha karşı yattığım için kabus etkisi olur mu bilmiyorum ama olursa da fena olmaz. Uzun zamandır rüya veya kabus görmemiştim, ibr kabus görsem iyi olur, benimkileri bol adrenalinli oluyor.

Annem de filmiz izlerken görüntülerden biraz tırsmıştı, sanırım onu biraz etkilemiş, saat 12:00’de yatmıştı ama şimdi evin içinde geziniyor.

Filmden sonra da Tutulamayanlar filmi tekrarlandı. Onu yarım yamalak ve hiçbirşey anlamadan izlemiştim ve başını izleyememiştim. Tekrarını izlemeye başladım ve iyi bir film olduğunu düşündüm ama bütün gecemi film izleyerek geçirirsem daha sonra pişman olacağımı bildiğimden kalktım televizyonun başından.