Osmanlı’da Donanma

____________________________________________________________________

Sömürün Osmanlı’da donanma ile ilgili ödevim.Kaynağımı hatırlamıyorum herhalde internet ve çeşitli ansiklopedilerdir.

Bir kara devleti olarak doğan Osmanlı Beyliği, Karesioğulları, Saruhanoğulları, Aydınoğulları, Menteşeoğulları gibi denizci Türk beyliklerinin topraklarını ele geçirince onların deniz kuvvetleri ve denizci askerlerine de sahip oldu.Osmanlılar, Rumeli’ye geçişlerinde ve Trakya ile Balkan yarımadası topraklarında ilerleme ve yerleşmelerinde bu deniz gücünden yararlandılar.Balkan yarımadası topraklarına iyice yerleşince, güçlü bir deniz kuvveti gereksinimi bir zorunluluk olarak ortaya çıktı.Bu zorunluluğun etkisiyle XIV. yy.da Gelibolu, Karamürsel, Edincik ve İzmit’te ilk Osmanlı tersaneleri kuruldu.Bu tersaneler içinde en büyüğü, Yıldırım Bayezit döneminde Saruca Paşa tarafından kurulan Gelibolu tersanesiydi.XIV.yy. gerek gemi yapımı gerek denizcilik bakımından Osmanlı denizciliğinin kuruluş dönemi oldu.Bu yüzyılda Osmanlı Devleti Venedik, Cenova gibi Akdeniz’in denizci devletleri ile yaptığı deniz savaşlarının hemen tümünü kaybetmişti.Osmanlı denizciliğinin asıl gelişme dönemi, İstanbul’un fethinden sonra başladı; parlak dönemi, bir bakıma altın çağı ise XVI.yy. oldu.Bu yüzyıldan sonra tüm Osmanlı kurumları gibi Osmanlı denizciliği de bir gerileme sürecine girdi.

Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u aldıktan sonra Haliç’te bir tersane kurdurmuştu.Ancak Suriye, Mısır kıyılarının Osmanlı İmparatorluğunun egemenliğine geçmesiyle, yetersiz kalan bu tersaneyi, yavuz Sultan Selim yeni eklerle genişletti.Aynı anda 130 gemi yapılabilen bu tersanede İtalyan gemileri örnek alınarak yapılan gemilerle, Osmanlı donanmasındaki gemi sayısı artırılmış, gemilerin savaş gücü yükseltilmişti.Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları içine giren topraklar genişledikçe Haliç tersanesi de yetersiz kaldı; Kızıldeniz üzerinde Süveyş’te Tuna üzerinde Rusçuk’ta, Fırat üzerinde Birecik’te yeni tersaneler yapıldı.
 
 Osmanlı tersanelerinde çalışanların hepsine birden “tersane halkı” denirdi.Bunlar her üç ayda bir hazineden ulufe alırlardı.Tersane halkının başlıcaları azaplar, kalafatçılar, neccarlar, humbaracılar idi.

Gemi yapımı ve donatımı için gerekli olan kendir Kastamonu ve Samsun’dan; katran ve zift Biga, Bayramiç, Tuzla, Kazdağı, Eğriboz ve Kastamonu’dan; yelken bezi Çanakkale, Saruhan, Aydın ve Menteşe’den gelirdi.Halat ve üstüpü Gümülcine’den, gemilerin kürekleri Bursa ve Edirne’den sağlanıyordu.Gemi lengerleri Bulgaristan’da Samako İmalathanesi’nde yapılırdı.
 

Osmanlı donanmasındaki gemiler hem yelkenle hem de kürekle hareket edecek cinsten gemilerle, yalnız yelkenle hareket edebilecek cinsten gemilerden meydana gelirdi.Hem kürekle, hem yelkenle hareket eden gemilere genelde “çektiri” denirdi.Bu tür gemilerin en küçüğü “karamürsel”, en büyüğü de “baştarde” idi.Yalnız yelkenle hareket eden gemilere genel olarak “kalyon” denirdi.Bunların da göge, barça, burton, karaka, karavele, firkateyn, kapak ve üç ambarlı gibi türleri vardı.Osmanlı donanmasında hizmet eden denizcilere azap, levent, kürekçi, aylakçı, kalyoncu, gabyar, sudagabo gibi isimler verilirdi.

Osmanlı deniz kuvvetlerinin en büyük amiri kaptanpaşa ya da kaptanıderya idi.İlk dönemlerde kaptanıderyanın rütbesi sancak beyi iken, 16.yy.dan başlayarak bu rütbe beylerbeyi, aynı yüzyılın sonlarında da vezir düzeyine getirildi.kaptanıderyalar yalnız donanmanın ve tersanenin en büyük amirleri değillerdi.Bunlar, aynı zamanda Kaptanpaşa eyaleti denilen idari birimin de en yüksek mülki ve askeri amiriydiler.Barbaros Hayrettin Paşanın kaptanıderyalığı ile birlikte kaptanıderyalara aynı zamanda Cezairigarp Eyaleti’nin de beylerbeyliği verilmeye başlandı.Kaptanpaşa Eyaleti’nin sancakbeyleri savaş zamanlarında kendi donattıkları birer gemi ile donanmaya katılmak zorundaydılar.Osmanlı donanmasında kaptanıderyadan sonra en yüksek rütbeli komutanlar kapudane, patrona, riyale adlı komutanlardı.

Osmanlı donanması her yıl düzenli olarak Akdeniz’e açılırdı.Donanmanın asli görevi, Osmanlı kıyılarını düşman devletlerin ve korsanların saldırılarından korumaktı.17.yy.ın ilk çeyreğine kadar Karadeniz tümüyle bir Osmanlı gölü olduğundan, Karadeniz’e donanma göndermek gerekmiyordu.ancak17.yy.ın ilk çeyreğinde Karadeniz’de Korsanlar görüldüğünden ve bunlar Anadolu ve Boğaziçi kıyılarına zarar verdiklerinden, 17.yy.ın ilk çeyreğinden başlayarak bu denize de küçük bir donanma gönderilmeye başlandı.Karadeniz’de büyük deniz gücü bulundurulması ancak 1974 yılında Küçük Kaynarca Antlaşması ile Rusya’nın denize inmesi üzerine olmuştur.

Osmanlı Donanması 1571 İnebahtı(Lepanto) Deniz Savaşı’na kadar Akdeniz’in en güçlü deniz kuvvetiydi.Ancak 1571 yılında İnebahtı yenilgisi, Osmanlı donanması için çok ağır bir darbe oldu.Her ne kadar Osmanlı İmparatorluğu bir kış mevsiminde, bu savaşta elden çıkan gemilerin yerine yenilerini yapabildiyse de, bu savaşta ölen 20000 kadar usta denizcinin yerine yenilerini hiçbir zaman yetiştiremedi.Bu tarihten başlayarak Osmanlı deniz gücü zayıflamaya başladı.Nitekim bu olaydan seksen yıl sonra, Köprülü Mehmet Paşanın sadrazamlığında, Venedik donanması Çanakkale boğazını abluka altına alarak, Osmanlı donanmasının Girit’te bulunan Osmanlı ordusuna yardım göndermesini engelleyebildi.

Osmanlı donanmasında ilk ciddi ıslahat hareketi Mezomorto Hüseyin Paşanın kaptanıderyalığı sırasında oldu.Bu dönemde Osmanlı donanması için yeni bir kanunname hazırlandığı gibi, hem yelken hem de kürekle hareket eden çektiri cinsinden gemiler kesinlikle terk edilerek, yalnız yelkenle hareket eden kalyon cinsi gemiler ön plana çıktı.Mezomorto Hüseyin Paşa öldüğünde Osmanlı donanmasında 40 kadar kalyon cinsinden gemi bulunuyordu.1710 yılında Büyük Petro’ya karşı Karadeniz’e hareket eden Osmanlı donanması 360 parça gemiden meydana geliyordu.

18.yy.da Osmanlı donanması için en büyük felaket, 1770 yılında bir Rus filosunun Osmanlı donanmasını Çeşme’de yok etmesi olmuştur.Bu büyük felaketten sonra, yeni bir Osmanlı donanması meydana getirmek, usta denizciler ve deniz subayları yetiştirmek, en önemli ve en acil bir mesele olarak kendini gösterdi.Bu zorunluluğun bir sonucu olarak da 1773 yılında Mühendishanei Bahrii Hümayun adında yeni denizcilik okulu açıldı.Böylece bu günkü Deniz Harp Okulları’nın temelleri atılmış oldu.Bu yeni okul için Avrupa’dan öğretmenler getirtildi.

Kaptanıderya Cezayirli Hasan Paşa ve Küçük Hüseyin Paşa, Fransız mühendis ve ustaların yardımıyla Fransız tipinde gemiler yaptırdı. Ancak bu ıslahat girişimleri yeterli olmaktan uzaktı. Türk donanması 1827’de Navarin’de, 1853’te Sinop’ta ağır kayıplar verdi. Kırım Savaşı’ndan sonra yelken denizciliğinin yerini buharlı makinelerle işleyen gemilere bırakması, teknolojiyi izleyemeyen Osmanlı devletini batılı devletlerden satın aldığı gemilerle donanma oluşturmak durumunda bıraktı.

Abdülaziz döneminde çoğu gemisi dışardan alınarak dünyanın önemli deniz güçleri arasında yer tutan Osmanlı donanması, Abdülhamit II döneminde, 1877-1878 Türk-Rus Savaşı’ndan sonra Haliç’te hapsedilerek çürütüldü.

İkinci meşrutiyetin ilanından sonra hükümet ve 1909’da kurulan “Donanmayı Osmani Muaveneti Milliye Cemiyeti”nin çabalarıyla bir deniz gücü oluşturulmaya çalışıldı. Balkan ve Birinci Dünya savaşlarında elinden gelen çabayı gösteren bu donanma, Kurtuluş Savaşı’nda ulusal kuvvetlerin emrine geçebildiği kadarıyla yararlı hizmetler gördü.

Osmanlılar deniz ticaretine gereğince önem vermediler ve bu alanı verdikleri imtiyazlarla başta Venedik ve Fransa olmak üzere öteki devletlere bıraktılar. Osmanlı devletinin ilk ticaret filosu, İkinci Meşrutiyetten az önce kuruldu. Daha sonra “Seyri sefain idaresi” adını alan bu kuruluşu birer ikişer gemiye sahip özel şirketler izledi. Bunların en önemlileri İstanbul içinde sefer yapan “Şirketi Hayriye” ile “Haliç Şirketi” idi.