Zekâ tanımı üzerine çeşitlemeler
____________________________________________________________________Alıntıdır. Alıntı 1999 yılına ait olma ihtimali taşımaktadır. 🙂 .doc uzantılı, bir yerden indirilmiş bir dosyadır.
Beyin göçü ne anlama geliyor? Zekâ nasıl tanımlanıyor?
Zekâ, IQ testlerinden elde edilen bir puanın ötesinde bir kavram; ancak zekanın ne anlama geldiği, ne kadarının ölçülebildiği konusunda henüz bir görüş birliği sağlanmış değil. Ayrıca nörobiyoloji, genetik, etoloji (hayvan davranışları bilimi) ve elektronik mühendisliği gibi bilim dalları zekâyı tüm yönleriyle açıklamakta yetersiz kalıyor.
Bugün zekâ hala IQ testleriyle ölçülülebiliyor. Bu testler eskisine oranla daha az kullanılmakla birlikte hala tek ölçüt olma özelliğini koruyor.
Testler başlıca iki şekilde karşımıza çıkıyor: Stanford-Binet Intelligence Scale (SBIS) ve Wechsler Intelligence Scales. Bu ikisinin de çocuklar için ayrı, büyükler için ayrı iki versiyonu bulunuyor. Çoğunlukla psikologlar tarafından uygulanan bu testler, değişen koşullara göre farklılık gösteriyor. Scholastic Assessment Test (SAT) ve Graduate Record Exam (GRE) gibi diğer standart testler de temelde IQ testlerinden yararlanarak hazırlanıyor.
Bu standart testlerin kiÅŸinin okul ve iÅŸ yaÅŸamındaki baÅŸarılarına yol açan unsurları ölçmekte yetersiz kaldığına dikkat çeken Yale Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Robert J. Stern , ”Zekâ Testleri Ne Kadar Akıllı” baÅŸlığı altında derlediÄŸi yazısında, geleneksel zeka testlerinin analitik ve sözel yetenekleri doÄŸru olarak deÄŸerlendirdiÄŸini, ancak yaratıcılık ve pratik bilgileri ölçmekte yetersiz kaldığını belirtiyor. Ayrıca IQ testleri demografik unsurlara ve koÅŸullara göre düzenlenmemiÅŸ ise doÄŸru sonuç vermiyor. AraÅŸtırmalara göre testler düşük stres altındaki koÅŸullarda, liderlik vasıflarını yeterince ölçemiyor. Yüksek stres altındaki koÅŸullarda, IQ’nun liderlik özellikleriyle ters orantılı olduÄŸu biliniyor. Ayrıca kolej ve üniversiteye giriÅŸ sınavlarına girenler, deneyimli bir sınav öğrencisi ile sınavı ilk kez gire öğrenci arasında büyük fark olduÄŸunu, test baÅŸarısının deneyim düzeyine baÄŸlı olarak deÄŸiÅŸtiÄŸini belirtiyor.
Ne var ki bu standart IQ testleri insanlar arasındaki farklılıkları törpüleyerek bir anlamda eÅŸitlik saÄŸlıyor. 1. Dünya Savaşı’ndan önce saygın üniversiteler öğrenci seçiminde, adayların aile durumunu ve mezun olduÄŸu okulları baz alıyorlardı.
KiÅŸinin yeteneklerinin tümünü tek bir zeka testiyle ölçmek mümkün deÄŸil. Harvard Üniversitesi, eÄŸitim dalı öğretim görevlisi Howard Gardner, ”Zekânın Türleri” baÅŸlıklı makalesinde, insan zekasının çeÅŸitli unsurlardan oluÅŸtuÄŸunu ileri sürüyor. Gardner’a göre bu unsurların sayısı dokuzu buluyor. Gardner, evrim, beyin faaliyetleri, geliÅŸim biyolojisi gibi bilim dallarından yararlanarak zekayı dil, matematik, müzik, spatiyal (uzaysal) bedensel çeviklik, kiÅŸisel zeka, doÄŸal nesneleri ve mistik kuramları algılama yeteneÄŸi gibi parçalara bölüyor. Gardner’ın kitapları bugün eÄŸitim fakültelerinde okutuluyor.
IQ kendini savunuyor
Delaware Üniversitesi eÄŸitim kürsüsü öğretim görevlisi Linda S.Gottfredson ‘un zekâ konusundaki görüşleri Sternberg ve Gardner’dan farklı. Görüşlerini ”Genel Zeka Faktörü” baÅŸlığı altında derleyen Gottfredson, tüm beyin faaliyetlerini ”g faktörü” ile açıklıyor. G faktörü kavramında dil ve matematiksel yetenek gibi unsurlar insan yeteneklerinin en alt sıralarında yer alıyor. Gottfredson’a göre IQ testlerinden alınan sonuçlar kiÅŸinin akademik ve yaÅŸam baÅŸarılarına iliÅŸkin çok önemli ipuçları içeriyor.
G kavramı uzun ve tartışmalı bir geçmiÅŸe sahip. Yüzyılın başında ortaya atılan bu kavram kimi zaman yere göğe konulamazken, kimi zaman yerden yere vuruldu. 1981 yılında Stephen Jay Gould ‘un ”Yanlış Ölçüm Kurbanı İnsan” isimli kitabının yayınlanmasıyla g faktörü psikologların gözdesi haline geldi. Kitabında, bilim adamlarının zekâ ölçümlerinde ırkçı önyargıların etkisi altında kaldığını öne süren Gould, genel zekâ faktörünün hesaplanmasında tarafsız ve standart ölçümlerin baz alınması gerekliliÄŸini vurguluyordu. IQ ölçümleri tarihte ilk kez, göçmenleri toplum dışı bırakmak isteyen politikacılara geçerli bir gerekçe hazırlamak amacıyla gerçekleÅŸtirildi. Bu nedenle zekânın kalıtsal yönüne öncelik veren bilim adamları her zaman çoÄŸunluÄŸun tepkisiyle karşılaÅŸmışlardır.
Ne var ki genler üzerinde yapılan son çalışmalar, zeka ile ırklar arasında yakın bir iliÅŸki olduÄŸunu savunan bilim adamlarını destekler nitelikte. Geçen yıl mayıs ayında Londra Psikiyatri Enstitüsü’nden Robert Plomin ve çalışma arkadaÅŸlarının yüksek zekanın mutasyona uÄŸramış bir genden kaynaklandığını öne sürmeleri sert tartışmalara yol açmıştı. Plomin’e göre söz konusu mutasyon, 6 numaralı kromozom üzerinde, metabolizmayı yönlendiren bir gende meydana geliyordu. Bu keÅŸif, bazı insanların doÄŸuÅŸtan yüksek zekâya sahip olduÄŸu savını tartışmaya açtı. AraÅŸtırmalar ilerledikçe IQ’nun çaÄŸlar boyunca yükselen bir trend izlediÄŸi tespit edildi.
Bu tartışmalar henüz sonuçlanmış deÄŸil; bilim IQ’nun genlerden mi, yoksa çevreden mi daha fazla etkilendiÄŸi sorusuna henüz kesin bir yanıt veremiyor.
Fonksiyon ve anatomi
Boston College’den psikoloji profesörü Ellen Winner, ”Harika Çocuklar, Yetenekli çocuklar ve Dahiler” baÅŸlıklı makalesinde ileri zekalı ve yetenekli çocukların eÄŸitim sorununu ele alıyor. Bu çocuklar genellikle bir konuda olaÄŸanüstü bir yeteneÄŸe sahip olmakla birlikte, bazı konularda ortalama bir performans sergiliyor. Bilim adamları bu çocukların beyin faaliyetlerini inceleyerek insan beyninin çalışma ÅŸeklini anlamaya çalışıyor.
Bu arada nörobiyologlar sıradan bir insanın beyin faaliyetlerini güçlendirmek için ”Akıllı İlaç” adı verilen mucize ilacı üretmeye çalışıyor. İlaç ÅŸirketleriyle yakın iÅŸbirliÄŸi içinde yürütülen bu çalışmalar ÅŸimdilik deneylerde kullanılan meyve sinekleri ve sümüklüböceklerle sınırlı. Åžu anda piyasada bulunan bu tür ilaçların belleÄŸi ne kadar güçlendirdiÄŸi konusunda yeterli klinik kanıtların bulunmaması ilaçların güvenilirliÄŸini sarsıyor. ÖrneÄŸin harika ilaç olarak empoze edilen ”gingko biloba”, yararları klinik bulgularla desteklenmediÄŸinden, ”kocakarı ilacı” tanımlamasından kurtulamıyor.
İnsan zekâsı üzerindeki araÅŸtırmalar, otomatikman zekanın nasıl ortaya çıktığı sorusunu gündeme getiriyor. Washington Üniversitesi, Tıp Fakültesi’nden nörofizyolog William H.Calvin, ”Zekânın Ortaya Çıkışı” baÅŸlıklı yazısında deÄŸiÅŸik bir ”2001:Uzay YolculuÄŸu” senaryosundan yola çıkarak zekânın ortaya çıkışını insanın siyah monolite taÅŸ atmasına, uzaya bir sopa fırlatmasına baÄŸlıyor. Calvin’e göre hedefi vurmak için bir ölçüde öngörü ve plan yeteneÄŸi gerekiyor. Bu unsurlar giderek lisanın, müziÄŸin ve yaratıcılığın geliÅŸmesine yol açarken, insanoÄŸlunun diÄŸer hayvanlardan ayrılmasına zemin hazırlıyor.
İnsanoÄŸlunun giderek hayvanlardan farklılaÅŸması hayvanların zeki olmadığı anlamına gelmiyor. Princeton Üniversitesi’nden karı- koca iki bilim adamı, James L.Gould ve Carol Grant Gould , hayvanlardaki problem çözme yeteneÄŸine dikkat çekerek, katı bir davranışçılık kuramı ile bu yeteneÄŸin açıklanabileceÄŸini ileri sürüyor. Gould’lara göre hayvan davranışları ÅŸartlı reflekslerle açıklanabilir. DoÄŸal olarak hayvanların her hareketi zeka gerektiren bir eylem deÄŸildir; hayvan davranışlarının pek çoÄŸu genler ve içgüdülerle sınırlıdır.
Arizona Üniversitesi profesörlerinden Irene M.Pepperberg, lisanın biliÅŸsel yeteneklerin geliÅŸiminde çok önemli bir rol oynadığını düşünüyor. ”Alex ile Sohbet: PapaÄŸanlarda mantık ve konuÅŸma” adlı makalesinde Pepperberg, hayvanların simge ve ses yardımıyla iletiÅŸim kurmayı öğrenebileceÄŸini ileri sürüyor. Ancak bu arada konuÅŸma dilini anlayarak kullanıp kullanmadıkları henüz bilinmiyor.
Zekânın lisandan baÅŸka ölçütleri daha var. Kendinin ve baÅŸkalarının bilincinde olmak bu ölçütlerden biri. State University of New York’un öğretim görevlilerinden Gordon Gallup, ünlü ayna deneyi ile yalnızca insanların, ÅŸampanzelerin ve orangutanların kendilerinin bilincinde olduÄŸunu, ancak baÅŸkalarının duygularının bilincine varamadıklarını ileri sürüyor. Oysa University of Southwestern Louisiana’dan hayvan davranış bilimcisi Daniel J. Povinelli, Gallup’un ayna deneyiminden elde ettiÄŸi bulguları yanlış deÄŸerlendirdiÄŸini ileri sürerek, ”Åžampaze ve orangutanlar kıllı insan yavruları deÄŸildir” diyor ve insanın dışındaki primatların sempati ve empati yeteneÄŸinden yoksun olduÄŸunu iddia ediyor.
Ben, Robot
İnsanın en yakın akrabası kendi bilincinde olmasa da bilgisayarlar bu yeteneÄŸi geliÅŸtirebiliyor. Yapay zeka konusundaki görüşlerini ”Programlı Kanatlar” baÅŸlıklı makalede toplayan bilgisayar uzmanları Kenneth M.Ford ve Patrick J.Hayes , bilim adamlarının yapay zeka konusunda yanlış bir yol izlediklerini belirterek, ÅŸunları söylüyor:”Mühendisler yıllardır kuÅŸları taklit ederek uçan makineler yapmaya çabaladı. Ancak modern uçaklar kuÅŸlardan farklı bir ÅŸekilde uçuyor. Sonunda akıllı zekanın doÄŸayı taklit etmek zorunda olmadığı anlaşıldı. Bugün çevremizde bunun örneklerini bol bol görüyoruz.”
Bilgisayarsız bir dünya artık düşünülemiyor. Akıllı makineler dört bir yanımızı sarmış durumda. M.I.T. Medya Laboratuvarı’ndan yazılım uzmanı Alex P.Pentland, bilgisayarların ayrılmaz parçalarından klavye, ekran ve modemin giyilebilir hale getirilmesine öncülük edenlerden. ÖrneÄŸin, e-mail’ler gözlüklerden okunabilecek; ayakkabılara monte edilmiÅŸ jeneratörler cep telefonlarınıza enerji saÄŸlayacak. Bilgisayar teknolojisindeki bu geliÅŸmeler birgün insan beyni ile bilgisayarlar arasında doÄŸrudan iliÅŸki kurulmasını gündeme getirecek. Bu ÅŸekilde belleÄŸin sınırları geniÅŸleyecek, beyne kayıtlı bilgilerin bilgisayara aktarımı veya tersi mümkün olacak. Bu ÅŸekilde nöronlar silikonlara baÄŸlanabilecek.
Dünyadaki nöronların üzerindeki perde her gün biraz daha aralanırken, uzaydaki nöronlar gizini hala koruyor. Buenos Aires Üniversitesi’nden uzay bilimci Guillermo A.Lemarchand uzayda zeki yaratıkların (SETI) varlığını araÅŸtırıyor. ”Orada Akıllı bir YaÅŸam Var mı?” baÅŸlıklı makalesinde Lemarchand, bugüne dek uzayın akıllı yaratıklarıyla iliÅŸki kurulmamasını, astronomların uzayın daha çok küçük bir bölümünü incelemesine baÄŸlıyor. Bugün SETI projesinin yalnızca özel fonlarla desteklenmesi ve radyo teleskopların güçlerinin yetersiz olması bu süreci geciktiriyor.
Reyhan Oksay
Scientific American, Winter 1998
