Hedeflere inanmak
____________________________________________________________________Bir yaz mevsimi kuraklık küçük bir köydeki ekin için tehdit oluşturmaya başlar. Sıcak bir Pazar günü hoca cemaatine derki; “Bizi ancak yamur duası kurtarır. Eve gidin, dua edin, inanın ve haftaya Pazar günü Allah yağmur yağdıracağı için teşekkür etmeye hazır olarak gelin.”
İnsanlar hocayı dinleyip dediğini yaptılar, dualarını okurlar. Pazar günü de camiye gelirler. Ama hoca onlara kızar ve derki; “Bugün dua edemeyiz, henüz yeterince inanmıyorsunuz.”
Cemaat dua okuduğunu ve gerçekten inandığını söyleyip itiraz eder.
Hoca da güzel bir soru sorar; “O zaman nerede şemsiyeleriniz?”
Kıssadan hisse: Ortaya birşeyler çıkarmadan önce onu içimizde yaratmış olmalı, ona önce kendimiz inanmalıyız.
Başkalarının neye inandığını ise boşverin. Bilimsel birçok gelişme daha ortada yokken onların geliştiricilerine de kimse inanmamıştı.

Yazan: degirmenlerekarsi, 11 Ocak 2009 @ 11:29 am
Kıssadan hisse:
ne kadar güçlü bir şekilde olursa olsun, sadece inanmamız, hayalini kurmamız yetmez… İstediğimiz şey olmuş gibi davranmak da gerekli… (şemsiyeyi hazır bulundurmak gibi)
Zübük adlı bir tiyatro oyunu izlemiştim (sinema filmi de varmış ama izlemedim) O oyunda zübük (adlı şahıs) milletvekili olmak istiyor… Oluyor da… Nasıl mı?
Zübük, hergün evinin odasının birinde hayali milletvekilleri, hayali başbakan, hayali belediye başkanı ile hayali konuşmalar yapıyor… Her konuğunun oturduğu bir sandalyesi var… Zübük bir o sandalyeye oturuyor bir bu sandalyeye ve “ooo, sayın belediye başkanım, nasılsınız efendim, teşekkür ederim ben de iyiyim” felan gibisinden bri ona bir buna konuşmalar yapıyor… Sürekli… Bu şekilde zübük, istediği şeye içsel olarak kendini hazırlıyor… Çekiyor istediği şeyi yaşamına… Ve istediğini de kendine veriyor Allah…
Kural:
hayalini kurabiliyor, zihninde yaşayabiliyor ve rolünü de oynayabilirsen; gerçeğini de yapabilirsin… Gerçeğini yapabilmen ve içsel olarak tam anlamı ile hazır olman demek, Allah ın, o istediğin şeyi sana vereceği anlamı taşır… Verir de…
Ama bir şeye sahip olmaktan daha zor olan, elde ettiğin şeyi elinde muhafaza edebilmendir… (Mesela namaza bir şekilde alışırsın ama namazını tüm hayat boyu ve dosdoğru bir şekilde kendinde tutman, koruman ve namazında yükseliş yaşaman daha zordur…) Muhafaza edebilmek de, ayrı hasletler gerektirir… Ve o hasletler Zübük te olmadığı için Zübük kısa süre sonra istifa etmek zorunda kaldı 🙂 Dolandırıcının teki idi zaten, millet de çıkardığı gibi indirdi onu…
Kısacası iki şeyi birden öğrenmeliyiz;
1-istediğimize nasıl kavuşuruz?
2-kavuştuğumuz değeri nasıl elimizde tutarız?
mesela (erkekler olarak)bir şekilde sevdiğimiz kız ile evlenmesini beceririz; bu konuda derin bir ilme sahibiz ama sevdiğimiz kıza duyduğumuz aşkı ve evliliğimizdeki canlılığı koruma konusunda kısır kalırız… 🙂
Ve son olarak; hayırlısını ve hayırlısı ile birlikte istemek çok önemli… İstediğimize bir şekilde kavuşuruz ama acaba o istediğimiz şey, hakkımızda hayırlı mı, bize hayırlar getirecek mi?
kolay gele…
Yazan: FeRHaD, 11 Ocak 2009 @ 12:50 pm
O tiyatro veya filmi bir gün ben de görmek isterim.
Elde ettiğimiz şeyi elimizde tutmak dediğimiz gibi daha önemli. Ayrıca daha da zor. Eğer o şey kolay elde edilemeyen birşey ise onu elde etmek isteyen rakipler falan da çıkıp iyice karıştırıyor işi, neyse.
Evlilik ile ilgili aşk bitince evlilik de bitiyor mu ya? Bu kadınların öyle bir takıntısı var mı?
Benim annem ve babam sevmeden evlenmişler, aynı köyden zaten tanıyorlarmış birbirlerini. Hala da birbirlerine aşık olduklarını sanmam belki arada bir dönem olmuştur ama kısa. 🙂 20 senedir yaşayıp gidiyorlar, biraz birbirlerinin kafasını yiyorlar ama evlilik gidiyor işte.
Bence saygı daha önemli olmalı.Saygı olursa artık sevmesen bile o seviyorsa hala ona saygından onu sevdiğini hissettirebilirsin. Tabi saygı duyacak kadar hiç sevmiyorsam orası başka.
Neyse, zaten evlilik falan ben tırsıyorum, yapacağımı sanmam, ondan benim için pek önemli değil bu konu. 🙂