Neden Yoksulluktan Kurtulunamıyor?

____________________________________________________________________

Yoksulluk, doğal afetler, savaşlar, enflasyon, işsizlik, ekonomik krizler vs. çok sayıda sebepten oluşabilir. Bu tür nedenlerle birçok ülke yoksullaşabilir. Tarihte de bunun birçok örneğini görüyoruz. Örneğin; 2. Dünya Savaşı’na katılan tüm ülkeler çeşitli şekillerde etkilenmiş ve ekonomileri büyük zararlar görmüştür. Ancak 2. Dünya Savaşı’na katılan devletlerin bu günkü durumlarını düşündüğümüzde çoğunun Dünya’nın yüksek refah seviyesine sahip ülkeleri olduğunu görürüz. Bir yandan da Afrika’daki çeşitli yoksul devletlere baktığımızda Avrupa devletlerinden daha uzun süredir yoksulluk çektiklerini görürüz. Peki Avrupa ülkeleri yoksulluktan bugünkü en refah seviyelerine gelebilirken diğerleri neden devamlı yoksulluk çekmektedir. Diğer yoksul ülkelerin aradan uzun zaman geçmesine rağmen hala yoksul olarak kalmasının temel nedenleri; cehalet, hilekarlık, kayıtsızlık, bağımlılık ve hastalıklardır.

Cehalet bilgi eksikliğidir. Genel olarak okuma yazma bilmemek olarak tanımlanır ki, böyle bir insanın zaten okuyarak birşeyler öğrenmesi imkansızdır. Sadece çevreden konu komşudan duyulan bilgilerle yetinilir. Tabi cahil insanlardan oluşan bir bölgede hangi bilginin de ne kadar doğru olduğu tartışılır.
“Bilgi güçtür”
Bilginin güç olduğunu iyi bilen bazı insanlar ve yöneticiler, ellerindeki bilgiyi kendilerine saklar ve diğer kişilerden kar elde etme amacıyla kullanırlar. Buna; zengin gelişmiş ülkelerin gelişmemiş ülkelerin kaynaklarını sömürmesini örnek verebiliriz. Bilgiye sahip olanlar amaçlarını elde etmek için diğerlerinin cahilliğinden faydalanır ve gerekirse cahil insanları bilgiyi kendi işlerine göre değiştirerek yani yanlış bilgilerle doldururlar. Nasılsa, cahil kişilerin doğru bilgiyi öğrenecek pek fazla yöntemi yoktur. Ortaya atılan yanlış bir bilginin kulaktan kulağa dolaşmasından başka bir bilgi alış verişine izin verilmez pek. Böylece de yanlış bilgilerle doldurulmuş yoksul halk köle gibi çalıştırılırken, doğru bilginin sahibi zenginler de oturdukları yerden servetlerine servet katmaktadır.

Hilekarlık, bir taraf açken diğer taraf diğerininkiler de dahil tüm kaynaklara sahiptir ve acımasızca kullanır.

Hilekarlığı kişilerin çeşitli kaynakları veya insanları kendi amaçlarına uygun şekilde bazen diğerlerine zarar vererek kullanmaları olarak açıklayabiliriz. Hilekarlık kaynakların eşit kullanımında problemlere sebep olmaktadır. Dünya’nın veya bir bölgenin kaderi ile ilgili kararlar verilirken genellikle o bölgenin en güçlüleri en zenginleri söz sahibi olur. Bu durumda da bu kişiler kararları kendileri istedikleri gibi alırlar, yani herşey onların istediği gibi olur. Onlar kazanırken, diğerleri de kaybeder. Kaybedenlerin ise çoğu zaman söz hakkı yoktur, veya vardır ama kazananların oyunları ile ya bu haklarından haberleri yoktur ya da kullanmalarına çeşitli şekillerde izin verilmemektedir. Önceki maddemizde de bu hilekarlıktan etkilenmektedir. Eğer zengin biraz dürüst davranıp herkesin hakkını almasına izin verse, sadece onları kendi amaçları için kullanmayıp onların hakkını da gözetse böyle bir problem olmaz halbuki.

Kayıtsızlık insanların çevresinde olan bitenle ilgilenmemesi ve yanlış birşeyin olduğunu bilmesine rağmen çeşitli nedenlerle bunu düzeltecek bir çaba göstermemesidir. Bunun sebepleri insanların “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!” mantığıyla hareket etmesi olabileceği gibi birşeyler yapmak istese de bunu yapacak gücün elinde olmaması veya olmadığına inanmasıdır. Örneğin; gelişmiş ülkelerin gelişmemiş ülkeleri sömürdüğünü herkes bilmektedir. TV’de, İnternet ortamında vs. yoksul insanların acı görüntülerini gördüğünde içleri cız etmektedir ama kimse gelişmiş ülkelere “Dur, yapma, onları bu şekilde sömüremezsin, onların haklarını bu şekilde çiğneyemezsin…” dememektedir. Sadece bu bozuk düzenin oluşmasını sağlayanlarla baş etme gücünden yoksunluk değil, bunlarla doğrudan veya dolaylı kâr ilişkileri içinde bulunanlar da kendi kârları için buna göz yummaktadır. Bu dostlarının kazançları azaldığında bundan kendileri de kötü etkileneceği için olanlara kayıtsız kalabilmektedirler.

Bağımlılık belli sebeplerle kendi kendine yetememe sonucu var olabilmek için başkalarına muhtaç olma durumudur. Bu bazen bir doğal afet sonucu kısa süreli bir bağımlılık olabileceği gibi devletlerin yanlış politikaları gibi sebeplerle diğer devletlere uzun süreli bir bağımlılık ta olabilmektedir. Örneğin; kısa süreli bağımlılıkta, bir doğal afet gibi bir olağanüstü durum sonucu bölgedeki halk üretim yapamayacağından durumu düzelene kadar bir süre diğer bölgelerden yardım alır. Bu olağanüstü durum ortadan kalkıp etkileri de yeterince azalınca, bölge kendi üretimine başlar aldığı borç vs. geri öder ve normal yaşamına devam eder. Osmanlı Devleti’nde olduğu gibi yaşamak için dış devletlere muhtaç olma durumu ise uzun süreli bağımlılıktır. Osmnalı Devleti dış ülkelerle ticari ilişkilerini arttırmak için onlara Kapitülasyonlar adı altında çeşitli haklar vermişti. Böylece ülkenin kötüye giden durumunun düzeleceği sanılıyordu. Ancak bu haklardan yararlanan ülkeler Osmanlı Devleti’nden aldıkları ham maddeyi işleyip tekrar ona satmaya başlayınca işler değişti. Üreticiler bundan kötü etkilendi ve el sanatlarının da önemini yitirmesi ile toplumda dışa bir bağımlılık doğmaya başladı. Zamanla iyice kötüleşen ekonomi ile de dışarıdan geri ödenmesi güç borçlar alındı, böylece de en sonunda devlet ekonomisinin istifasını bildirdi. Bundan sonra tüm ekonomi işleri yabancıların eline geçince yabancılara bağımlılık en üst seviyeye geldi. O zamanlarda olanları gözden geçirirseniz böyle bir bağımlılığın ne kadar tehlikeli olduğunu anlarsınız. Devlet kendi istediğini değil bağımlı olduğu kişilerin istediklerini yerine getirmek zorunda.Bağımlılık.

Günümüzde bağımlılık sadece ekonomik vs. değildir. Bir ülke diğerlerine birçok alanda bağımlı olaiblir. Örneğin; ülkemiz onca doğal kaynağına rağmen enerji konusunda yurtdışına bağlıdır. Isınma için yurt dışından doğal gaz alır, aydınlanma için elektrik yurt dışından alınır, arabalar için yurt dışından alınan petrol kullanılır.

Bağımlı olunan güçler de asla kendilerine bağımlı olanların güçlenmesini ve kendilerinden kopmalarını istemez. Bu sebeple de yoksulları yoksul tutabilmek için ellerinden geleni yaparlar. Bu sebepledir ki tüm Dünya’da ülkeler ekonomik olarak belirli büyüme oranlarında büyürlerken özellikle Afrika kıtasındaki yoksul ülkelerde bu büyüme görülmez veya tersi yönde küçülme görülür. Bağımlı olunan ülkeler istedikleri konularda istediklerini yaptırma gibi bir lükse sahiptir, ne de olsa istedikleri yapılmazsa ihtiyaç duyulan her ne ise onu vermeyerek bağımlıları istedikleri duruma sokabileceklerdir.

Hastalıklar

Hastalıklar, cehalet vs. diğer başka etkenlerle birlikte yoksullukta rol oynamaktadır. Genel olarak sağlıksız bir topluma sahip bir devlette çalışarak üretim yapacak yeterli iş gücü olmadığından ekonomi bu devletlerde kötüdür. Bunun sonucu da yoksulluktur. Üstelik yoksul bölgelerde yaygın olan hastalıklar da diğer bölgelerde normal karşılanabilen günlük hastalıklar değil, AIDS gibi tedavisi zor hastalıklardır. Gelişmiş ülkelerde bile neredeyse tedavisi olmayan bu hastalıklara karşı çare hastalığa yakalanmadan korunmaktır. Ancak iş korunmaya gelince cehalet devreye girerek insanların hastalıktan korunma yöntemlerini bilmemesine ve bu sebeple yeterince korunamamsına yol açıyor. Bu durumda da ölümcül hastalıklar yoksulların kaderleri içinde kaçınılmaz yerlerini alıyorlar.

Bölgede yeterli sayıda hastane, sağlık ocağı gibi sağlık merkezlerinin olmaması ve çevrelerinin kirli olması, yiyecek ve içecek kaynaklarının kirli olması hastalıkları arttıran en önemli unsurlar. Zaten temiz bir çevreye sahip olmayan halk kirli yiyecek ve içeceklerden hastalanıyor ve tedavi görecek sağlık merkezlerinin eksikliği ve yetersizliği nedeniyle de yaşamlarını yitiriyorlar. Üstelik az olan sağlık merkezleri bir de pahalı ise malesef yapabilecekleri neredeyse birşey kalmıyor.

Hastalık sebeplerinin bazıları kötü koşullarda çalıştıkları işler. Yoksul bölgelerde insanlar aç kalmamak için ellerinden gelen herşeyi yaptıklarından zenginler en ağır ve sağlıksız işlerini yaptıracak iş gücünü kolayca bulabiliyorlar. Para kazanmak için çalışmak zorunda olan bölgedeki insanlar ne kadar sağlıksız şartlarda çalışsalarda işlerinden olmamak için kendilerini buna katlanmak zorunda hissediyorlar. Bu sebeple çeşitli sanayi hastalıklarına yakalanınca da işlerinden oluyorlar ve ailelerinde de onlardan başka çalışan yok ise bu ailelerini çok daha güç durumlara sokuyor.

Yukarıdaki nedenlerden dolayı yoksul ülkeler yoksul kalmaya devam ederken onları bu yoksulluktan kurtarmak için yapılması gereken şeyler gerçekten de zordur.

Öncelikle o bölgelere onlarla anlaşabilecek ve onlara eğitimi sevdirecek öğretmenler göndererek onları eğitmek gerekli. Bu sayede çevrelerinde olan biteni daha iyi anlayacak ve daha düzgün kararlar verebileceklerdir. Ayrıca eğitimli halk zamanla kendi iş yerlerini açarak ekonominin de canlanmasını sağlayacağı gibi sağlığını korumasını da bileceğinden hastalık faktörünü de etkisizleştirecektir.
Yalnız bu eğitimi verirken önemli olan eğitim işini tamamen üstlenmek yerine kendi kendilerini eğitmeye öğretmektir. Tersi yoksulluklarından kurtulamamalarına sebep olan bağımlılık etkisini yapacaktır. Eğitimlerinde de bize bağımlı olacaklardır.

Yeterince eğitilen ve az çok sağlıklı iş imkanı sağlanan halk zamanla kendine daha iyi bakabilecek ve sağlıklı yaşamaya daha fazla özen gösterecektir. Burada da eğitim konusunda olduğu gibi kendi kendilerine yetecekleri sağlık personeline sahip olmaları gerekmektedir.

Hilekarlık yoksulların önündeki en önemli engeldir. Herkesin kendini düşündüğü bir yerde zenginler ile fakirlerin var olması kaçınılamaz. Zenginlerin zengin olabilmesi için bir şekilde fakirler de gereklidir. Üstün grup alt grubu sömürecek ki kendi zenginlerken diğeri fakirleşecek. Bu durumda da, yoksulları yoksulluktan kurtarabilmek için zenginlerin kazançlarının azaltılması gerekir ki, bu nokta zenginlerin işine gelmeyecektir. Hiçbiri gelirlerinin bir kısmını fakirlerle paylaşmak istemeyecektir. Bu sebeple onlara karşı çeşitli yaptırımlarla yoksulları da biraz düşünmeye ve gelirlerini paylaşmaya zorlamalıdır ki bunu yapmak çok zordur.

Hilekarlık varken bağımlılığın da azaltılıp ortadan kaldırılması zordur. Çünkü, bağımlı olunanlar asla kendilerinden uzaklaşılmasını ve bu şekilde bir pazar veya kaynak kaybetmeyi istemezler. Bunun için bölgedeki zengin faktörünün ortadan kaldırılarak eksikliğinin yeni alternatifler ile doldurulması gereklidir. Örneğin; yurt dışından aldığımız doğal gazın kesilerek yerine daha fazla yurt içi kaynağın bulunması ve kullanıma açılması ülkemizi enerji konusunda yurt dışında daha az bağımlı hale getirecektir.

Kayıtsızlık da bölgesel anlamda önce yoksullara onları bu halde tutanlara direnebilecekleri öğretilerek sağlanabilir. Bunun güzel bir örneği İran’dır. Ahmedi Nejat neredeyse tüm dünyanın titrediği Amerika’ya karşı gelebilmekte ve Amerika’yı Amerika’da bile tehdit edebilmektedir. Halbuki diğer ülkeler Amerika’dan korkmakta ve onun köleliğini yapmakta, sahip – köpek ilişkisi içinde köpek rolünü oynamaktadırlar. Ancak üstteki sömürgecilere baş kaldırarak yoksulluktan kurtuluş için gerçek adımlar atılabilir, bu yoksullara öğretilmelidir.


Blog Action Day - Blog Hareket Günü 2008