Açıköğretim İngilizce Öğretmenliği VS. Örgün İngilizce Öğretmenliği

____________________________________________________________________

Dün İleri Yazma dersi öğretmenimiz  İngilizce öğretmenlerimizin yetersiziği ile ilgili bir olay anlattı. Olayı çoğunuz izlemiş ya da gazetelerde okumuşsunuzdur ama bu aralar pek ilgilenmediğim için benim haberim yoktu. Yurtdışından eğitimciler bazı eğitim programları için Türkiye’deki birkaç teknik liseye gelmiş. Tabi adamlar İngilizce konuşur, bizim bakanlar ve okul görevlileri Türkçe. Arada iletişimi sağlamak için İngilizce öğretmenleri çağrılmış. Olay da ondan sonra; bizim İngilizce öğretmenleri adamlarla anlaşamamış. Bakan falan şaşırmış buna. Daha sonra da tercüman çağrılarak konu halledilmiş. Öğretmenimiz de haklı olarak bize biraz nutuk çekti. İngilizce’yi düzgün ve kullanabilecek seviyede öğrenmek için önümüzdeki beş aydan kısa süreyi çok iyi değerlendirmemiz gerektiğini yoksa bizim de o öğretmenlerin durumuna düşebileceğimizi söyledi. Tabi konu da daha sonra açıköğretim sisteminin örgün eğitimden kötü olduğu vb. yanlara kaydı. Bu da en sevmediğim ve gereksiz bulduğum muhabbetlerden biri. Kardeşim eğitimi alacak olan sistem değildir ki kişinin ta kendisidir.

Telaffuzlar ve fonetik konusunda örgün sistemde olan bazı derslerin biz de olmamasından ben de şikayetçiyim. Biz bunları kendi kafamızdan mı öğreneceğiz? Bununla ilgili bir ders olsa çok iyi olurdu. Bunun dışında sistem çok ta iyi bir sistem. Geçen yıl orgün İngilizce öğretmenliğinde okuyan arkadaşlarımdan gördüğüm bütün yıl yattıkları, ayda yılda bir diğer Türkçe derslerden sunum vb. için ve bir de sınav öncesi birkaç gün çalıştıklarıydı. Biz ise neredeyse her hafta portfoliolarımız için paragraflar yazar, hatalarınmızı araştırır, düzeltir ve bir de zabıt tutardık (Journal 😀 ). Arkadaşlar da açıköğretimliler de ne çok çalışıyor diye dalga geçerlerdi. Bunu tabi Türkiye’deki tüm örgün öğrencilere demiyorum, yanlış anlaşılmasın, benim tanıdıklarım öyleydi.

Bence bu açıköğretim sisteminin örgünden en önemli farkı öğrenme işinin daha çok öğrenci tarafından yapılması gerken bir şey olması. Yani öğretmenler sadece temel konulardaki eğitimi vermek içindir, ayrıntısını siz kendi çabalarınızla öğrenirsiniz. Burada da devreye kişinin ilgisi ve öğrenme isteği giriyor. Yani öğrenci öğrenmek isterse çalışır öğrenir, istemezse ona zorla öğretmeye çalışan kimse yoktur, örneklerini gördüğümüz üzere yıllarca ikinci sınıfa devam ederler sonra (Sırf Eskişehir’de kalabilmek için sınıfta kalanlar bile var!!!) . Öğrenci ne kadar çabalarsa (if) o kadar başarılı olur. Tabi sınavlarda da sınavlarımız otomatik okunur not yükseltme, geçirme için yalvaracak öğretmenimiz yoktur. Yani mezun olduğumuzda tamamen kendi emeğimiz ile mezun oluruz, tabii o zamana kadar canımız da çıkar. Hal böyle olunca da bize örgünlerden daha çok çalışmak ve İngilizce ile ilgili tüm fırsatları değerlendirmek kalıyor. Çünkü zaten sistemin amacı öğrencinin kendisinin çalışarak öğrenmesi.

Yani diyorum ki örgün – açıköğretim tartışmaları boş. Yapılması gereken belli, daha fazla çalışmak, bu lanet İngilizce’yi öğrenmek için elimizden gelenin en iyisini yapmak. Tabi telaffuz ve fonetik ile ilgili derslerimiz olsa çok daha iyi olurdu ya neyse. Bu arada biz okullarda yabancı dil öğretiyoruz acaba İngilizler ve Amerikanlar ne yapıyor? Onlar da yabancı dil eğitimi veriyor mu, hangi dil ! ? Onlarda bu yabancı dil olayı yok mu? Onların bizden ileri olmasında yabancı dil derslerinin yerinde bilim, matematikl vb. derslerin mi okutulması mi etkili? Tamam tamam saçmaladın, sadece bunları da merak ediyorum.