Ben paleyken mezarlık

____________________________________________________________________

Evimize yürüyerek 5 dakika kadar uzaklıkta mezarlık var. Paleyken de kuzenimle bu mezarlığa gitmeyi severdik.

Bilmiyorum niye ama belki öcü çıkar vs. diye korkutucu bir büyüsü vardı. Okuldan gelirken bile bazen yolu biraz uzatır içinden geçerdik. Köpek falan kovalar, kulübelerde satanistlerin ayin izlerini arardık. İçinde saatlerce dolaşır en yaşlı mezarın sahibini arardık. 🙂 Tabi en yaşlıların mezarları mermer değildi ve ne isim ne de tarih yazıyordu, dolayısıyla da en yaşlıları hiç öğrenemedik. Mermer olan ve tarihi yazanların da en yaşlısı kaç yaşındaydı hatırlamıyorum şimdi. 🙂

Bir de mezarlığın önünde bir çeşme vardı, üzerine oturur arkadaşlarla sohbet ederdik. Mezarlığın girişinde iğde ağacı vardı. Mevsimi gelince gider ağaçtan iğde toplar afiyetle yerdik. Geceleri korkar ama yine de korkmak için gider, içine falan girerdik, yaramazlık vs. yapardık.

O zaman hiç umrumda değildi, altı üstü birkaç yıl sonra benim de büyük ihtimalle gireceğim yerdi. 🙂 Ama şimdi farklı geliyor. Bu akşam da kuzenle mezarlığın önünden geçtik, tabi hiç tırsmadan. 🙂 Bu seferki biraz farklı idi, pek sıradan bir yer değildi bugün. Sanki muazzam büyüklükte bir depo idi, hayat deposu; muazzam miktarda hayatlar, umutlar, düşünceler, günahlar, iyilikler, hiç de normal alışıldık bir yer değildi sanki. İster istemez orada yatanları düşündüm. Yaşarken kimlerdi, neler yaptılar, nasıl yaşadılar, aileleri nasıldı, kız mı erkek çocukları mı vardı, evlatlarının hayrını gördüler mi, nasıl biriydiler, meslekleri neydi, hayalleri neydi vs. şeyleri merak ediyorum. Son günlerde okuduğum elime birkaç ay önce geçen geçmişteki ünlü insanlarımız hakkında bir ansiklopediden etkilenerek aklıma bu tür sorular geliyor.

Aslında bu soruların çoğu bir kenara, asıl merak ettiğim şey farklı. Merak ettiğim şey acaba hayallerini gerçekleştirmişler miydi. Bir mezarlık ve farklı veya eş zamanlarlarda yaşamış binlerce kişi, mutlaka hepsinin tonla hayali vardı. Bazısı çok para kazanıp zengin olmak istiyordu, bazısı ünlü olmak istiyordu, belki bazısı bir icat geliştirip insanlığa faydası olsun istiyordu. Acaba kaçı bu hayallerini gerçekleştirmişti? Kaçı öldüğünde halinden ve yaptıklarından memnundu?

Yoksa sadece yaşamak için zaman geçirmiş öylesine mi yaşamışlardı? Yapmak istediklerini yapamamış ya da yapacak birşey mi bulamamışlardı?

Eğer hayallerini gerçekleştirmediysen boşuna yaşamış oluyorsun. Hala keşke bunu yapabilseydim diyorsan ömrünü iyi değerlendirememişsin demektir, sana verilen süreyi iyi kullanamamışşın, Allah’ın verdiği o zamanı ziyan etmişsindir.

Günümüzde hayat özellikle ekonomik durum nedeniyle pek iç açıcı değil, sanki herşey devamlı kötüye gidiyor. Böyle olunca da insanlar farklı hayallerinden sadece birkaç kuruş daha fazla para kazanmak için vazgeçebiliyorlar. Hiç ilgileri merakları olmayan bölümlerde okuyorlar.

Yoğun iş yaşamı ile boğuşurken kendilerini unutuyorlar. Mesela krizde birçok fabrika kapanırken kuzenimin çalıştığı yer krizden hiç nasibini almamış. Aylardır mesai mesai mesai, karıncalar bile dinlenirken onlar çalışıyor. Çoğu Pazar günü bile düzgün dinlenemiyorlar. Ne zamandır da tarlalara uzaklara yerlere dolaşmaya gitmek istiyorduk, aslında birkaç saatlik şey ama işten vakit yok ki, git işe gel eve yemek ye yat, kalk git işe gel eve devam, insan kendine zaman ayıramıyor tabi.

Parasal olmasın İnternet, televizyon gibi popüler bağımlılıklar var. Bir kez bağımlı oluyorsun, sonra da ömrünü onun başında geçiriyorsun. Saatlerce yine bir gün önceki gibi aynı şeyleri yapıyorsun.

Sonra ömür geçiyor, yolculuk vakti yaklaşıyor. Artık şanslı isen emekli olmuşsundur. Eskiden zevk veren şeyler artık zevk vermiyordur. Hatta eskiden bir geek iken artık çoğu yeni teknolojik alet sana anlamsız ve karmaşık geliyor. Tüm bunlardan sıkılmaya baslayınca yavaş yavaş gözlerin de açılmaya başlıyor. Dünya’yı görmeye başlıyorsun, kazancındaki birkaç kuruş fark uğruna sattığın hayallerin, fabrikanın dışında göremediğin nice şeyler, o bilgisayar monitörüne sığmayan koca bir dünya. Hepsini o zaman görüyorsun işte. Sonra ayağa kalkıp erişmeye çalışıyorsun hepsine ve beline giren bir ağrı ile oturuyorsun aşağı. Anlıyorsun artık işin işten geçtiğini. Bir de arkama bakıp yaşadıklarım ile mutlu olmayı deneyeyim yaptıklarımla yetineyim diyorsun ama geriye bakınca da birşey görmüyorsun.

Koca bir hayatı boşa geçirdiğini anlıyorsun. Yaşadığına inanamıyorsun, kendini şimdiden bir ölü gibi hissediyorsun. Sonuç; yaşamışsın ama kanıtın yok, meğerse yaşarken ölmüşsün ama gömen olmamış.

Ne yazacaktım ne yazdım yahu, bir de Opera Mini ve WordPress ikilisi nasıl becerdilerse yazımın bir kısmını yok ettiler, tekrar yazdım ama eskisi gibi olmadı, neyse. Mezarlar güzeldir, eğlencelidir, macera ve iğde doludur. Toprağın altında ise nice hayaller, düşünceler ve umutlarla dolu hayatlar vardır. Bunu yazacaktım sadece.

: sadece bedenen değil ruhen de yaşamalı ruhen de tatmin olmalı gerçekleştirmeli bütün hayalleri, ondan da arada bu pis dünyanın anasını satıp kendine bakmalı.