Ve “Sarayın Rüzgarı” diner

____________________________________________________________________

Bir süredir TRT’de 13:30’da Sarayın Rüzgarı dizisini severek izliyordum. Dünkü bölüm son bölümdü.

Diziyi pek severek izlediğimden hiç yakınlarda biteceğini falan düşünmemiştim. Hatta eşinden sonra hükümdar da hastalanınca, kesin ölmez ölürse dizinin bir anlamı kalmaz bir daha demiştim. Daha sonra onun da öldüğünü veliaht prensin yeni hükümdar olarak görünce anladım. Hemen demek ki artık veliaht prens başrolde olacak. 🙂 Ne yazık ki öyle olmadı, bölüm o etkileyici müziği ile biterken biden ekranda “SON” yazısı beliriverdi. Şimdi hapı yuttuk dedim işte.

Dizinin bitmesine gerçekten çok üzüldüm, hafta içi hergün 13:30 – 15:00 saatleri arasını bu diziyi izlemekle geçirirdim. Şimdi o vakitte ne yapacağım dedim bir an.

Sarayın Rüzgarı öncelikle çok iyi dersler çıkarılabilecek çok kaliteli bir dizi. Bir kral ve çocukluğundan beri arkadaşı olduğu kişiler ve çeşitli saray entrikaları etrafında dönen bir dizi. Bizim TürkİŞ dizilerimizin çoğunu izlemem, zaman kaybı olarak değerlendiririm, izlersem kendimi suçlu hissederim. Bu dizi ise izlerken insana hoş bir zevk veriyor. Gözleriniz, kulaklarınız, beyniniz vs. %100 orgazm olabiliyor. Kesinlikle diziyi izlerken daha bana hiç en ufak bir suçluluk duygusu bile yaklaşmadı. Dizinin saray ve “Majesteleri” etrafında dönmesi ve kralın da hakkıyla çok iyi bir yönetici olması dizinin tuzla biberi. İnanın ki o dizideki kralı şimdi Türkiye’nin başına geçirsek, Türkiye anında bir yeniden yapılanmaya girerdi.

Bir de diziyi izlerken düşündüğüm birşey var. Dizi bir Kore dizisi, Koreliler yapmış. Ancak öyle bir yapmışlar ki, Çoson hanedanlığının (Joseon Dynasty) 22. hükümdarı  Kral Jeongjo’nun yaşadığı dönem (1776 – 1800) bile günümüzün çoğu ünlü mekanından daha iyi dizayn edilmiş, daha görkemli bir hava verilmiş. Böyle bir dizinin Kore dışında yayınlanması kesinlikle bu ülkeni turizm değerini arttıracaktır. Ayrıca dizideki olay akışı da seyirciyi iyice dizinin içine sokuyor, herşeyi merak etmeye başlıyorsunuz. Merak ediyorum acaba bizim de böyle yurt dışında yayınlanan dizilerimiz var mı? Arap yarımadası ve etrafında yayınlanan dizilerimizi tam olarak bilmiyorum ama eminim ki bu dizide olduğu gibi o ülke hakkında iyi bir kültür ve tarih fikri oluşturacak bir dizimiz orada yayınlanmıyordur. Diğer aşk meşk dizilerini (hani şu Arap kadınlarını kocalarından soğutan 🙂 ) ise zaten önemsemiyorum, kendim izlemediğim diziyi başkası izlerse izlesin bana ne. Araplar orada bol bol zina örneği görüyor, zaten yayında kaldırılma sebebinin temeli de fikrimce o.

Bizimkiler de böyle geçmişimizi, tarihimizi böyle örnek bir şekilde anlatan diziler yapsınlar. Bu dizileri elbet yurt dışında da yayınlatacak kanal bulurlar. Bu da iyi bir tanıtım olmaz mı? Hatta Ermeni soykırımı yok diyoruz, bunu böyle bir diziye konu ederek iyi bir şekilde dünyaya anlatsak olmaz mı? Bence iyi olur. Hafta içi her akşam bir ton beş para etmez dizi yayınlanıyor, hepsi de beş para etmez diziler. Dizi başlarken tanıtımını yapıyorlar, şu yazarın şu kitabından diyorlar, ama dizi başlayınca bir süre sonra sıkıyor. Son zamanlarda ki küresel kriz neyseki bazı dizileri piyasadan kaldırdı. Bu kadar saçma dizi yapacaklarına daha az yapsınlar, kaliteli birşeyler yapsınlar, sonra biz de Korelilerin yaptığını izlemek zorunda kalmayalım, ya da onlar da bizimkini izlesin, her nasılsa…

Neyse, severek izlediğim Sarayın Rüzgarı (Yi San – King Jeong Jo / Lee San, Wind of the Palace) dizisi bitmiş oldu. Artık 13:30 – 15:00 arasını farklı bir şekilde değerlendirecek bir yol bulmalıyım. Neyse zaten sınavlar da yaklaşmaya başladı, iyi oldu da denebilir ama Puris zaferi gibi birşey, iyi oldu ama üzücü oldu. 🙂