AÜ İngilizce Öğretmenliği Lisans Programı 3. sınıf

____________________________________________________________________
AÜ Açıköğretim Fakültesi İngilizce Öğretmenliği Lisans Programı

AÜ Açıköğretim Fakültesi İngilizce Öğretmenliği Lisans Programı

programının üçüncü yılı ilk kez tamamen açıköğretim olarak görülen yılıdır. Yani hiç yüz yüze görülen ders yoktur.

Bu yıl ilk iki yılla kıyaslandığında özetle çok zordur dense yanlış olmaz. Hani aslında eğitimde zorluk kişiden kişiye çalışmasına göre değiştiği için bunu demek pek doğru değil ama ilk iki yılla kıyaslandığında gerçekten de böyle bir fark var!

Bir kere artık yüzyüze görebildiğiniz öğretmenleriniz yok. Dersleri kimse size anlatmıyor, şu şöyledir bu böyledir demiyor. Şuraya şu şekilde çalışın demiyor, size alıştırma vermiyor, anlamadığınız kısmı sorun demiyor.

Üçüncü sınıfta her şey öğrencinin üzerine kalıyor. Kayıt yenileme dönemi aldığınız kitapları müfredat kitabındaki programa göre okuyup, çalışıp sınava giriyorsunuz.

Belirli bir müfredatı takip edip çalışmak da biraz zor olabiliyor tabi. Çalışmayı çoğunlukla kendi kendinize yaptığınız için motivasyonunuz pek olmuyor. Bu da sizin yeterince ve düzenli çalışmanıza engel olabiliyor. Ondan sonra benim gibi özdisiplini zayıf biriyseniz de çalışmak yerine farklı işlerle uğraşmak, önce zevk, önce hayat, sonra iş demek daha kolayınıza gelebiliyor.

Tabi önce hayat sonra iş prensibinin sonucu olarak da ilk sınavınızda şok edici notlar olabiliyor. 🙂 Diyorsunuz ki, nasılsa sonrakine gerçekten çalışır problemsiz geçerim. Sonraki sınav geliyor, siz daha ne bildiğinizden emin değilsiniz. Bu şekilde sınava giriyorsunuz ve… Bundan sonra üçüncü sınav geliyor, sonra da final… 🙂 Ondan sonra da otomatik bütünlemeye bağlıyorsunuz. 🙂

Şaka yapıyorum tabii ki, ille böyle olacak bir şey yok. O kadar da düşüncesiz değil bizim bölümün başındakiler. 🙂 Sadece düzenli, zamanında ve yeterli çalışma gerekiyor dediğim gibi. Yoksa 80 üzeri gayet iyi notlarla sınıfı bütünlemeye kalmadan geçen arkadaşlarım var.

Üçüncü ve dördüncü sınıfların aslında en çok yüzyüze eğitime ihtiyacı olan sııflar olduğu söylenebilir. Çünkü ilk iki yılda zaten lise bilgilerimizin üzerine çok yüklü bir şey eklenmiyor. Yazma dersi dışında diğerleri zaten bildiğimiz konuların tekrarı gibi bir şey. Ancak üçüncü sınıfta daha önceden tanışmadığımız konularla ve derslerle başbaşa kalınca biraz zorlayıcı olabiliyor. Tabi bu sınıflarda da eğitim yüzyüze verilse adı açıköğretim olmasına da gerek yoktu ki! 🙂 Onun yerine ilk iki yılki yazma gibi dersleri birleştirip bir yılda verseler, hatta ilk okul deneyimi uygulaması da bu ilk yılda olsa daha iyi bile olabilirdi. Bundan sonra da üçüncü sınıf dersleri ikinci sınıfa, dördüncü sınıf dersleri de üçüncü sınıfa konur, bölüm üç yılda bitirilebilirdi. 🙂 Tamam biraz (değil çok) zor olabilirdi böyle ama bir yıl için diş sıkmaya değerdi. 🙂

Tabi çok da yalnız değiliz aslında. Bir şey soracak olduğumuzda telefon edebileceğimiz kişiler var tabi. Derslerle ilgili olarak da okulun e-ogrenme ve çevrimiçi öğrenme portallarında çalışacak kaynaklar var. Gerçi çevirmiçindeki derslerin test soruları bana hep sınav sorularından kolay geldi ama neyse… 🙂

Bu yıl bir de dershane faktörü giriyor devreye. ve bazı başka il merkezlerinde İÖLP dershaneleri var. Bölüm bu dershanelere gitmemizi istemiyor, hatta hocalarınızla karşılaştığınızda falan yadırgayabiliyorlar bile ama yine de işi garantiye almak isteyen öğrenciler tercih ediyor bu kursları.

Kursların avantajı dersi size anlatacak ve anlamadığınız yerde soru soracak birilerinin olması. Bunun dışında kursa gidersen kesin geçeceksin diye bir kaide yok, çünkü iş yine kişinin kendi çalışmasına bakıyor. Çalışmadıktan sonra kaç kursa gitsen nafile… Ben çalışırım diyorsan, kendine ve özdisiplinine güveniyorsan zaten evde de yaparsın…

Gerçi ben de mesela kendime çok güvendim, kursa gitmeyeceğim dedim. Zaten zamanım çok, çalışmayacağım desem sıkıntıdan çalışırım falan diyordum… 🙂 Çalışmadım mı? Çalıştım ama neyi, nasıl, ne kadar, nasıl gibi soruların cevapları bende biraz karışık olduğundan pek performanslı çalışamadım ki, böylelikle bütünelemeye dört ders bırakabildim. Bütünlemede de bir dersten kaldım ki, dördüncü sınıfta da alttan alıyorum şu an o dersi…

Bundan sonra da ben yine pek istemesem de bizimkilerin telaşından yazıldım dershaneye. Bana göre bütün sınavları bütünlemeye bırakıp orada atılım yaparak geçerdim yoksa sınıfı… 😀 Tabi dershanede şu an geçen yıla göre gayet rahat ediyorum. En azından özdisiplin eksikliğim vs. problem çıkaracak olsa bile dershanede bir şeyler kaptığımdan o kadar etkisi olmuyor. Neyse, özetle dershaneye gidip gitmemek sizin inançlarınıza ve bütçenize bağlı bir şey. 🙂

Neyse dönelim üçüncü sınıfa. Dersler önceki yılların öğrenciye İngilizce öğretmeye ve belli yetenekleri kazandırma amaçlı dersler yerine, öğrenciye İngilizce öğretmeye hazırlayan ve öğreten dersler diyebiliriz. Dilbilgisi, okuma, yazma, konuşma gibi dersler yok artık. Bunlar yerine edebiyat, dilbilim, ve dil öğretimi ile ilgili dersler var.

Üçüncü sınıfta bir de ücretli öğretmenlik yapma hakkı var. Bulunduğunuz bölgedeki MEB müdürlüklerine gidip başvuruyorsunuz, eğer ihtiyaç varsa uygun bir yerde işe başlayabiliyorsunuz. Bunun için alttan dersinizin olmaması şartı var. Torpiliniz olunca başka tabi. 🙂

Ben ikinci sınıfta bütünlemeye girip başvuru için geç kalınca kullanamamıştım bu hakkımı. Müdür bey ihtiyaç yok deyip bana beş yıl öncesinin başvurularını göstermişti. Halbuki daha yazın stajyer öğretmenleri çağıran kendisi değilmiydi. 😀

Ücretli öğretmenlikte stajyer öğretmen muamelesi görüp ders saatinize göre bir ücret alıyorsunuz. 500 TL civarı ücret alan arkadaşlar var.

Yalnız ücretli öğretmenliğe başlayan arkadaşlardan sanırım çoğu ikinci dönemde falan bırakıyor bunu. Çünkü derslerine yoğunlaşmaları zorlaşıyormuş. 🙂 Tabi bu arkadaşların nedenleri de benimle aynı nedenler galiba… 😀

Özetle üçüncü sınıf İÖLP’nin zor sınıflarından biri. İlk iki yıl tekrar ettiğiniz lise dersleri yerine yeni konulara geçiyorsunuz ve bu da yorucu ve zorlayıcı tabi. Ancak bundaki başarınız da yine sizin azim ve çalışmanıza bakıyor; ne kadar iş o kadar köfte hesabı… İşi garantiye alayım birilerinin ders anlatması olmadan birine bir şey sormadan yapamam diyorsanız da dershaneler imdada koşuyor, tabi cüzdanınıza güvenerek. 🙂 Ücretli öğretmenlik de güzel falan ama alttan dersiniz olmaması gerekiyor. Olmasa bile de bölgenizde ihtiyaç olmamasından yapamayabiliyorsunuz. Ve de yapsanız da derslerle birleşince yükünüzü arttırıyor.