Microstuupid HomeOS ve Phorm ve özel hayat

____________________________________________________________________

Microsoft HomeOS diye bir şey geliştirmeye kalkmış, evimizi yönetmeye niyetlenen bir işletim sistemi! Yani artık işten eve geldiğimizde kapıyı açıp içeri girebilirsek birkaç saniye lambanın yanmasını bekledikten sonra lamba yanacak. Musluğu çevirdikten sonra da birkaç saniye beklememiz gerekecek. Zira musluk az kullanıldığından ilgili dosyalar RAM’de fazla yer tutmasın diye diske yazılmış olacak, musluk açıldıktan sonra da suyun verilebilmesi için dosyaların diskten alınıp RAM’e yüklenmesi ve işlem yapılması gerekli. 🙂

İşin şakasını geçelim de, ev yönetim sistemleri her zaman için eğlenceli, zevkli ve hayat kolaylaştırıcı gelse de, işin olumsuz tarafları da korkutmuyor değil. Mesela eğlence ve zevk günahla, kolaylaşma da obezlikle devam ediyor. 😀

Öyle değil de, insan fazla sayısallaşmış oluyor ki, insanın doğası yakın zamanlara kadar analog idi. Bir şeyleri yapmak için kaslara sahipti ve farklı işlerde farklı kasları kullanılırdı, şu an çoğu şeyi yapması için parmakları ve kollarını kullanması yeter hale geldi. Ev yönetim sistemi bunu daha da kötü hale getireceği gibi, aklıma eskiden gelen hayalleri düşündüğümde, işin tadı daha da kaçıyor. Kabul, Microsoft’un sistemi hayallerimin gerisinde. 😉 Ama ben de eski halimin önündeyim, eskiden sistemin olumlu taraflarını düşünürdüm hep, olumsuz tarafları da yok değil.

HomeOS işletim sisteminden evdeki tüm elektronik aletlerin eş zamanlı birbiri ile haberleşip etkileşim kurarak çalışabilmesini sağlayan bir şey olarak bahsedilmiş. Bu eve geldiğiniz anda, evdeki her elektronik aletin ihtiyacınızı karşılamaya hazır olması ve yaptığınız aktiviteye göre bir sonrakini hazırlaması vs. şeyler, üzerinde durmayacağım.

Sadece Microsoft yok bu işte tabi, Google da geçen sene Android@home ile aynı işe girişmişti, daha önceden de çeşitli firmalar vardı. Benim de çeşitli donanımları PC’ye nasıl tanıtabileceğimi bilsem yapmayı düşündüğüm bir şeyler vardı.

Genel olarak imkânlar iyi görünse de ev yönetim sistemleri çok da fazla karışmamalı hayatlarımıza. Hani belli başlı kolaylıklar sağlamalı, devamında da sınırını bilmeli.

Bir de Phorm diye bir şeyle anlaşıp uygulamaya girişecekmiş TTnet ve Turk Telekom. Bu servis sağlayıcınızın (ISS), ağ bağlantınızı gözlemleyip sizi ağ kullanımınıza göre profillemesi, bu girdiğiniz sitelerden, izlediğiniz videolara, indirdiğiniz içeriklere, yazışmalarınıza kadar Ağ üzerinden yapabileceğiniz her şeyi kapsayabilir. Bu profile göre de ihtiyaçlarınız belirlenip, bu ihtiyaçları karşılayacak türden reklam içeriğine maruz kalmanız sağlanabilecek. Yani Google’ın Adsense vs. benzeri sistemlerde yaptığının biraz faha genişi… Hatta Ağ’da araştırma yaptığınız ürünü satan firmalardan biri birkaç dakika sonra sizi telefonunuzdan arayıp size bir fiyat teklifi sunabilir vs.

Sistem kapitalist şirketler için oldukça iyi bir satış yöntemi olarak görülse bile normal kullanıcı için öyle olmayabilir. Ağ bağlantınız takip edilerek elde edilen verinin ne amaçla kullanılacağını garantilemek mümkün değil. İndirdiğiniz korsan bir filmden dolayı birkaç dakika sonra sirenler eşliğinde gelen birkaç polis aracından çıkan görevliler evinizi basıp, kelepçeyi kolunuza takabilirler. Ya da aynı polis ekibi yazışmanızda belirsizce yazdığınız yazıları yanlış analiz edip sizi terörist olarak fişleyen bir bilgisayar yazılımından dolayı sizi tutukluyor olabilir. Özetle kişisel alanınızda ne yaptığınızdan artık sadece sizin haberinizin olmayacağı bir sistem.

TTnet’in konu ile ilgili açıklamasını görmedim, bunu ne amaçla yaptığı, neler planladığı ve bu bilgiyi nasıl kullanacağını bilmiyoruz. Ama zaten elinde hakkımızda pek çok bilgiye sahip olan Turkcell, Avea ve Vodafone operatörlerimizin bu bilgileri yeterince anlamlandırıp kullanamadığını görüyoruz. TTnet eline geçmesini planladığı bu kadar bilgi ile ne yapacak. Aklıma hiç iyi şeyler gelmiyor.

En basitinden eğlenmelik bir örnek verelim; evin yaramaz çocuğu okuldan eve dönüyor, ailesi henüz işten gelmemiş. Açıyor hemen bilgisayarı bağlanıyor internete, başlıyor .XXX sitelerinde dolaşmaya. (Aaaa, zaten bunlar bizde yasaktı, bunlara erişmeyi nasıl öğrendi acaba?) Sonra işi bitince uzaklaşıyor bilgisayarın başından. Biraz sonra aile eve geliyor ve baba bir faturasını ödemek için bilgisayarın başına geçiyor. O da ne, çocuğun kullanımını görüp niyetini anlamış Phorm sistemi .XXX içerikli reklamlar döndürmeye başlamış. 😀 Anne geliyor ne yapıyorsun sen diyor! Herkes şaşırıp kalıyor… 😀

Ama bu sistem yürürlüğe girerse bu kadar eğlenceli olmayabilir. Özel hayat dediğimiz hayatı yaşamak için bilgisayarı kapatmamız ve evimizde Ağ’a bağlanan tüm cihazları çevrimdışı yapmamız gerekebilir.

Phorm sistemini tam bilmiyorum da, bu sistemle bir de HomeOS gibi bir ev yönetim sistemini birleştirip kullanmaya kalkarsak ne olur? Attığımız her adımın kilometrelerce uzaklıkta bir veri merkezinde kaydedilmesi ile sonuçlanabilir bu. Tutulan bu logları analiz eden yazılımlar, teorik olarak ihtiyacımız olan şeyi belirleyip en iyi şekilde o ihtiyacı karşılayacak şeyi orada bize reklam yapacak olsa da, pratikte bu iktidar partisi hakkındaki olumsuz eleştirilere göre bizi fişleyebilecek, ya da düşüncelerimize göre bizi fişleyip bize verilecek cezayı belirleyip uygulayabilecek bir sistemle de sonuçlanabilecek bu. Kurt Vonnegut’ın Harrison Bergeron hikayesinde olduğu gibi bir toplum ve sınıf yaratılabilir bu sistemle.

Daha ortada bir şey olmadan bu kadar kötü konuşmak doğru değil belki ama, kapitalizmin zirvesinde para para, güç güç diye böğüren zatenzenginler oldukça her şeyden şüphelenmeden edemem. TTnet, arap zenginlerinin kucağındaki oyuncak babası Turk Telekom ile birlikte satıyor çalışmaya gözüktüğü Internet hizmetinden olabilecek en yüksek meblada para alıp olabilecek en az miktarda hizmeti müşteriye, onu da bir seviyeden sonra AKK diye kısıtlayarak veren bir firma. Turk Telekom, oğlu ve rakiplerine sattığı internet hizmeti için para alan, bir de onlardan para alması yetmiyormuş gibi, Ağ hizmetini evine alan kullanıcıdan da tekrar para alıp onu müşterisi haline getiren eskinin kamu, şimdinin özel kuruluşu. Kullanıcı hem servis sağlayıcıya para ödüyor, hem de altyapı firmasına, sonra servis sağlayıcı da altyapı firmasına bir kez daha para ödemiş oluyor! Gelin de, bu firmaların yapacağı uygulamanın sizden daha fazla para alma amaçlı olmadığını düşünün. En iyi ihtimalle!

Kötü ihtimallerde işin içine paranın da ötesinde şeyler girer devreye, iktidar veya hatta muhalefet partisinin uşağı olmaya amaçlanan bireyler olarak da bulabilirsiniz kendinizi.

Microsoft da kibar şekliyle para kazanmaya çalışan bir şirket. Üstelik kaçak kullanıldığını bildiği ürünlerinden haberdar olduğu halde, sen kaçak Windows 7 kullanıyorsun gir içeri demediğinden dolayı kamu hizmeti yapıyor diyeceğimiz bir firma! Emin olun, o da bu kadar iyi niyetli değildir!