Demokrasi batması

____________________________________________________________________

İş demokrasiyi savunmaya gelince, çok iyi savunuruz ama sonuçlarına katlanmak zor gelebiliyor. Demokrasi pek çok bakımdan iyi bir yönetim biçimi. Ama oy verdiğimiz partinin de seçim sonrasında lider parti olarak çıkmaması da bu sistemin bir parçası. Kazanan varsa kaybeden de var.

Şu anki yapıda oy verdiği partinin iktidar olamaması durumunda o vatandaşı teselli edecek bir yöntem yok. Teselli ödülü olarak hadi senin ilinden bir de senin için istediğin partiden bir milletvekili çıkaralım demiyorlar. %50 istemeyen kesimin %50 karşı kesimin istediği parti tarafından yönetilmesini de engelleyemiyorlar.

Bu beni demokrasi vs. konular üzerine düşünenlerin ya susturulduğu, ya da kendilerinin de oyunların içinde olduğunu düşündürüyor. Ya da kimse bunu düşünmüyor. Seçmenlerin yarısı birlik olup bir partide toplanamadılar diye istemedikleri bir yönetimce yönetilmek durumunda kalıyor. İktidar olan parti ise çok büyük bir başarı elde etmiş gibi övünüyor. Halbuki kazandığı bir seçim ve vatandaşın %50’sinin oyu dışında %50’sinin de nefreti olmuş olabiliyor. Dünkü seçim gibi. Sistemde bir yerlerde bir yanlışlıklar olduğu kesin ama, bu iki sözle tamir edilecek kadar kolay değil.

Demokrasi batması dediğim de, oy verdiği partinin seçim sonucunda bir halt yiyememesine bozulan, ve diğer partiye oy verenlere sayıp söven, onları salak ilân eden kesime. Aziz Nesin’in %60 sözlerini anmaya başlayan kesime. 🙂

Abi, madem bu demokrasi sistemine bağlıyız, onu olduğu gibi kabul ediyor, üzerinde düşünmüyor, onu geliştirmeye çalışmıyoruz, bu tür durumlar da normaldir hani. Demokrasi’de daha iyi olanın halkı yöneteceği garantisi yok ki, çoğunluk olanın yönetmesinden bahsediliyor zaten. %50 kesim durumundan rahatsız değil, bundan memnun ise; bu onların meselesi. Onların içinde olmadan bunun nedenini bilemeyiz.

Biz de %50 kitledeyiz ki durum bize koyuyor, incitiyor, acıtıyor, rahatsız ediyor. Daha iyisini istiyoruz, değişim istiyoruz ama, ona da bizim gücümüz falan değil, sadece sayımız yetmiyor. Bu durumda durumdan memnun tarafa söverek ne geçecek elimize? Bizim neden memnun olmadığımızı düşünmüyorlarsa bu onların sorunu mu? Adam almıştır çamaşır makinesini oy verir, Roman açılımı yaptı der oy verir, evine bir çuval kömür, pirinç götürmüştür, oy verir. Yaptığı doğru mu? Bize göre değil, onlara göre doğru!

Ama demokrasi de bunu gerektirmiyor mu, çoğunluk ne isterse o oluyor. Ona uymak durumunda kalıyoruz biz de. Bunu istemiyorsak, diğerlerine de dertlerimizi iyi anlatmamız gerekmez mi? Onlar salak, onlar koyun deyip geçerek mi çözeceğiz bunu. Yoksa bak biz o Aziz Nesin’in %60’ının dışındayız, biz zekiyiz diye övünerek mi?

Bu demokrasi batması dediğim şey bana da batıyor ama, AKP öncesi de batıyordu, şimdi de batıyor. Demokrasi deyip geçiyoruz ama henüz yeterince geliştirilmemiş bir yönetim biçimi değil, ya da ideal olana kadar gelişmesi mümkün değil. Mesela mecliste onca parti varken, beni temsil edecek değil bir parti, millet vekili bile olmaması bana ister istemez batıyordu her zaman. Tamam seçim hakkım var ama, seçeneklerimden memnun muyum diye sormuyorlar. Seçme imkânım olan partilere de baktığımda, beni temsil etmese de bazı değerleri savunduğu, ya da benim savunmadığım değerleri savunmadığı için oy veriyorum partiye. Sonuçta oyum be oy vermeye başladım başlayalı yok sayılıyor. 😀 Daha bir oyum bir işe yaramış değil. 😀

Başkanlık sistemi falan değil de, benim istediğim başında tek kişilerin olmadığı bir sistem. Tamamı bağımsız adaylar gibi adaylardan oluşacak, başbakanı ve cumhurbaşkanı gibi konumları olmayacak bir sistem. Her il kendi adaylarını seçecek, o adaylar kendi içlerinden il başkanı gibi bir kişi seçecek. Her bölgedeki il başkanları da, mesela 7 bölgeye göre her bölgeye bir aday olacak şekilde iller üstü bir kurulun üyelerini seçecek. Bu birimden de daha üstte bir mevkii olmayacak. Bu kuruldaki kişiler görüş farklılıklarına göre de seçilebilir. Yani birbirinden farklı görüşlere sahip daha çok kişinin temsil edilebilmesi açısından. Başbakanlık yerine işte bu kurul olacak. Yani tek bir iktidar partisi sadece kendi oy verenlerini temsil ederek var olmayacak orada, farklı görüşlerin de temsilcileri olacak. Tabi burada tamamı bağımsız adaylardan oluşacak dediğim seçim sistemi başlı başına bir sorun da, oraya koyulacak mükemmel seçim sistemine karar veremedim henüz. 🙂 Tabi üst sistemde de böyle kısaca tek paragraflık yazınca çok eksikler oluyor ama, burada farklı pek çok uygulama ve biçime gidilebilir. Örneğim; sadece %50 o yönetimi istemeyenlere iktidarda temsilci olmasını sağlamak amaçlı bir fikirdi. Kusurları çok muhakkak da, üzerinde düşünülerek geliştirilmeliya işte.

Bu üstteki paragraf değil zaten geliştirilmesi gereken. Farklı sistemler düşünmek gerek sonuçta, her şey insanlığın iyiliği için değil mi. Benim derdim sınıf ayrımına ve kapitalizme aykırılık gerçi. Bunlar olmadan daha eşit ve demokratik bir ortam olabilir diye düşüncem mesela, ama şu an da bizim üstümüzdeki sınıfı kendimiz seçmiyormuyuz. Yani kendi diktatörümüzü kendimiz seçiyoruz.

Demokrasi bata duruyor böyle de, her zaman bizim istediğimiz parti seçimi kazanacak diye bir şey yok bunda. Bizim istemediğimizin bizi yönetmemesi veya bizim istediğimizin de o yönetimde daha etkin olması için de bir değişiklikler gerekiyor gibime geliyor. O zaman, kim salak kim akıllı onu tartışacağımıza sorunun temelindeki sistemi iyileştirecek bir şeyler düşünsek diyorum. Zar atıp iktidara karar versek de sistem bizi rahatsız ediyorken, çok bir şey olmuyor böyle.