İklim değişikliği

____________________________________________________________________

İnsanların bitmez tükenmez hırs, istek ve sorumsuzluklarının bir olumsuz sonucu da kötü geleceğin habercisi iklim değişikliği. İnsanların para, güç ve huzurlu bir yaşam için yaptığı her şeyde yeterince bencil olduklarının göstergesi; iklim değişikliği.

İklim değişikliği özetle insanların çeşitli sebep ve şekillerde atmosfere saldığı gazların Dünya üzerinde Dünya’dan yansıyan ışığı tutan bir tabaka oluşturarak sera etkisi yaratması  sebebiyle gezegendeki ortalama sıcaklığın uzun yıllar düzeylerinin üzerine çıkması ile bir bölgedeki atmosfer olaylarının daha önceki dönemlerden farklı şekil ve zamanlarda oluşması. Özetle de bir örnek; küçükken ilkokula gittiğimde arkadaşlarla kartopu oynadığımız günleri hatırlarım, son iki yıldır ise buraya doğru düzgün kar yağmıyor. Hani yağıyor da bir gün anca dayanıyor erimeden. Sadece beş sene önce ise uzun karlı günler sebebiyle okullar tatil idi ve evde yatardık. Bu arada yaşım da 21 hani çok uzun zaman yok ilkokul zamanımdan beri. 🙂

Sera etkisi ile bozulan ısı düzeni uzun yıllar sıcaklık ortalamalarından daha yüksek sıcaklıklar görülmesine sebep oluyor. Böylece gerçek bir kış mevsimi göremiyoruz ama yaz mevsiminde de sıcağın alasını görüyoruz. Yani iklimlerimizin değiştiğini görüyor ve hissediyoruz.

Sera etkisi ile ortalama sıcaklık olarak 19. yy’dan 20. yy’a kadar 0.6 santigrat derece artmış. 0.6 santigrat derece az olarak görünebilir ancak büyük Dünya ekosistemi üzerinde büyük etkileri var. Sıcaklık değişimleri her yerde aynı olmadığından sıcaklık farklılıklarını da arttırarak görülecek doğa olaylarının şiddeti artabiliyor. Ya da en basitinden kutuplardaki milyonlarca ton buzda 0.6 santigrat derece ufak bir buz parçası düşünüldüğünde önemsiz gibi görünse de maalesef büyük miktarda erimeye sebep oluyor. Bunun sonucu da okyanus ve deniz sularının yükselmesi, deniz seviyesinde yerlerin su altında kalması demek oluyor.

Yazları ise iklim değişikliğinin sonuçları çok daha ciddi hissediliyor. Sıcaklıklar önceki yıllara göre daha fazla yüksek oluyor! İyi de oluyor ki bu sayede iklim değişikliği kavramı aklımıza geliyor.

Ne yazık ki para ve zevk için yaşayan bencil canlılar olduğumuzdan kendi keyfimiz yerinde ise diğerlerini umursamamak zor gelmiyor. Tüm kaynakları tüketiyor ancak bunları düzgün bir şekilde bile değerlendiremeden verimsizce israf ediyor ve atıklarımızı temizleyemiyoruz. Bu şekilde bu günlere geldik ancak ne günlere gideceğimiz belli değil… Bugüne kadar ki modern (!) yaşantımızın faturasını doğa yavaş yavaş çıkarmaya başladı. Biz ise herşeyimizi bencilce harcadığımızdan bu faturayı ödeyemeyeceğiz, doğa da önce ipotek edecek sonra da elimizden alacak hayatlarımızı. Bu günkü beğenmediğimiz refahımıza bir daha kavuşamayacağız belki de. Tüm bunların nedeni de iklim değişikliğine yeterli önemi vermeyip onu ciddi bir mesele olarak görmemektir.

Hükümetimiz ve diğer ülkelerin hükümetleri savaşlar, terör, toprak meseleleri vs. çoğu şey için ha bire birşeyler yapmakta, anlaşmalar vs. imzalamakta yasalar çıkarmakta. Ancak değişen iklimler, nedenleri ve çözümleri meselesine ne yazık ki pek de önem vermemekte. Halbuki teröriste bile verseler birkaç on yıl sonra yaşayamayacağı bir yer için uğraşmak daha önemsiz değilmidir.

İklim değişikliği tüm insanlığı etkileyecek uzun vadeli bir sorun olduğundan diğer çoğu meseleden önce tutulması gereken bir konudur. Çünkü tüm problemleri halletsek bile hala iklim sorunsalımız devam ediyorsa daha kötü problemlere doğru sürükleniyoruz demektir.

Tabi çözümlere kimse yanaşmıyor. Zorla ülkemizi üye yapmaya çalıştığımız Kyoto protokolü vs. anlaşmalar bile bir çözüm değilken biz hala gezegenimizi boğmaya çalışıyoruz. Çeşitli anlaşmalar ile vs. sera gazı salınımını azaltmayı amaçlıyoruz ancak bunun Dünya’yı kurtarmayacağı sadece sonumuzu geciktireceği bir gerçek. Çünkü azaltmak yetmiyor, zaten atmosferde onlardan bize uzun yıllar yetecek kadar var. Azaltmak değil kesmek gerekli! Ancak bu da mümkün değil, kimse parayı ve gücü itip Dünya’yı kurtarmaya yeltenmez.

İşin yöresel boyutu ise gelecekteki olası sorunlardan ekvatora olan yakınlığımız sebebiyle daha önce etkileneceğimiz. Mesela geçen yaz bir süre Çek Ch.’ye kadar uzanmıştım. İlçeden çıkarken etrafımızdaki tarlalarda ayçiçeklerinden bahsediyorduk babamla, çünkü yaklaşık bir ay kadar süre yağmur yağmamış ve yerden ancak 10 – 20 cm yükseklikte idiler. Bulgaristan’ı geçtik, Sırbistan’da gecelediğimiz bir yerde öylesine bir fotoğraf çekmiştim, sırf telefonu kurcalamak için. Davayı geri dönünce çaktım, bir orada öylesine çektiğim fotoğrafı ve bir de Trakya’daki görüntüyü düşündüm, arada sadece bir günlük fark vardı.

Res_1952

Res_1952

Bizde gördüğüm durum ile arada çok fark vardı. Tabi oranın dağlık bir bölge olması vs. bunda etkili, gece de mesela dağlardan nem ve bulutlar eksik olmadı.  Çek Ch.’de ve buraya kadar geçtiğimiz Macaristan, Slovakya’da da giderken ve gelirken yolda hep yağmur yağmıştı. Eve gelirken bizim buralarda da yağdığını hayal ediyorduk ki, biz gittik geldik, iki haftada en ufak bir damla bile yağmur düşmemiş. Bulgaristan’da da sözde çok yağdı diyorlardı ama sıcaktan izi kalmamıştı bir gün önce yağan yağmurun. İklimler değişiyor diyoruzya, ekvator cıvarında görülen sıcaklıklar artık yavaş yavaş yüksek enlemlere doğru kaymaya başlıyor ve bu rotada da ilk etkilenecek ülkelerden biriyiz.

Peki birşey yapıyormuyuz buna karşı? Sadece çevrecinin daniskasıyız diyoruz geçip gidiyoruz.  Avrupalılar da (herhangi bir kaba söz)… daniskasısınız diyorlar o oluyor. 🙂 Ne yazık ki durum böyle. Biz birşey yapmıyoruz kısmını geçemesem de geçtim diyorum; tüm Dünya’nın pisliği yüzünden önce bizim vatanımız etkilenecek bundan. Tabi yüksekteki kişiler bunu önemsemiyor; çünkü o vakitler gelince atlayacaklar oğullarının gemiciklerine alacaklar analarını gidecekler.

Halbuki ilk etkilenecek ülkerlerden biriyiz diyoruzya, bu bizi konuya diğer ülkelerden daha fazla eğilmesi gereken bir ülke konumuna getiriyor işte. Ülke olarak inisiyatif alıp küresel anlamda birşeyler yapmaya çalışmalı ancak bunun olmayacağını çok iyi de biliyorum. 🙂 Arada olacağına inananlar olabilir; saygı duyar ve ümit ederim öyle olur. Bu ülkede iyi şeylerin cezalandırıldığı gerçeği iyi şeylerin de olmasını engelliyor ne yazık ki.

Bu arada kimseyi suçlamıyorum. Herkesin bir amacı bir uğraşı var, bunu elde etmeye çalışıyor. Bu yolda da önüne gelen şeyi kullanmaya çalışıyor, bu da çok doğal birşey. Kullanıp attıktan sonrası ile ilgilenmiyor ve bunun sonuçlarını düşünmüyor ancak bu da o kadar çok kişi veya kurum tarafından yapılıyor ki… Birilerini suçlamaya kalkabilmem için öncelikle benim birşeyler yapmak gerek. Ancak gidip yükseklerde işin liderlerinden birini vurup aşağıya indirmedikçe benim de suçlu olduğum aşikar.

Ufakkenden beri de düşünürüm, belediye başkanları mesela şehre kanalizasyon sistemi yaptırırlar. Sonra bunu da etraftaki bir dere ya da nehre dökerler ve arıtma tesisi yaptırmazlar. Şimdi bu adamın yaptığı sevap mıdır, günah mıdır? İnsanların atık sularını uzaklaştırarak daha temiz bir çevre sunuyor onlara ama geleceklerini mahvediyor. Gerçekten merak ediyorum, bu günah mı sevap mı? Bizim bu olaya böyle seyirci kalmamız eminim ki günahtır da…

Sonuç olarak çeşitli felaket senaryoları ile dolu bir geleceğimiz olduğu aşikar. Buna karşı birşey yapmadığımız ise iki kat aşikar. Bu durumda olacaklara hazır olup suçu kimseye atmadan üstlenmeye hazır olma vaktimiz gelmiş demektir artık! Umudum 2012’de herşey değişip evren farklı bir faza girecekmişya, farklı şeyler olacakmış falan, işte onlar umudum. 🙂

Bu yazı Blog Hareket Günü için yazılmıştır.