Sürdürülebilirlik

____________________________________________________________________

Venüs Projesi sürdürülebilirlik sayfası çevirisidir. Onaylanırsam orada da yer alacaktır. 😀 Ben onaylanana kadar siteyi çeviririm ama… 😀

Sürdürülebilirlik hakkında düşündüğümüzde çoğunlukla dayanıklılık, uzun ömürlülük ve çevreye sorumluluğu düşünürüz. Genel olarak sürdürülebilir aktivite sağlıklı bir geleceği de hesaba katan bir aktivitedir. Fakat bu fikir sadece fiziksel, materyal dünya için geçerli değil ayrıca düşünce, inanç, insan ahlakı ve toplumu da bir bütün olarak içine alır.

Sürdürülemez aktivite kişiyi, toplumu ve/veya çevreyi bir süre sonra etkileyebilecek dengelenmemiş olumsuz sonuçları olan bir aktivitedir. Klasik durum günümüzdeki gibi enerji kaynağı olarak petrol kullanılmasıdır. Bu, petrolün büyük ölçüde geri dönüştürülemez olması ve yandığında doğaya zarar vermesi sebebiyle sürdürülemez olarak kabul edilebilir. Geri dönülemeyecek şekilde kaynak tükenmesi veya uzun dönemde çevre kirliliğine sebep olan her aktivite sürdürülemez olarak kabul edilebilir.

Benzer şekilde, eğer bir şirket bir ürünün üretimi esnasında çevreyi kirleten çok miktarda atığa sebep oluyorsa ürettiği ürün ne olursa olsun bu da sürdürülemez aktivite kabul edilir.

Benzer şekilde, eğer bir ürünün üretiminde kullanılan materyal veya bilgi en yüksek kalitede değilse, sonuç olarak o ürünün bütünlüğünden ödün verilir. Şu anki kâr sistemi düşünüldüğünde, üretilen her şey pazarda rekabet edebilmek amacıyla dayanıksız üretilmiştir. Başka bir deyişle, eğer iki şirket aynı ürünü üretmek için yarışıyorsa, ikisi de çoğunlukla kaliteden ödün vererek kullandıkları materyal ve tasarımlarda stratejik olmalı. Sonuç en yüksek dikkat ve en kaliteli malzemelerden üretilmiş ürünlerden daha hızlı bozulan bir üründür.

Sürdürülebilir ürün durumu bizim sistemimizde iki sebepten dolayı olmaz: 1) Eğer bir şirket en kaliteli malzeme ve en iyi bilgiyi kullanacak olsaydı ürünün üretim maliyeti çok daha yüksek olacak ve rekabet yeteneğini kaybedecekti. 2) Eğer ürünler uzun süre dayanacak şekilde üretilirse, insanların tekrar tekrar bunları değiştirmesi, güncellemesi veya tamir etmeleri gerekmez, ve böylece büyük miktarda gelirden ve işten olunur ki bu da parasal ekonomiye zarar verir.

Tabii ki bu da sürdürülemez şekilde ekonomik sistemin içsel yetersizliği sebebiyle gereksiz multiplisite, atık ve kirliliğe sebep olur.

Ve bu da bizi sürdürülemez ideolojilere sürüklüyor.

Sürdürülemez ideoloji, kişileri sürdürülemez aktivitelere yönlendirir. Örneğin; bir fabrikanın sürdürülemez ürünler üretmek için kalitesiz materyaller kullanması ve aynı zamanda da çok miktarda atık üretmesi, Para ya da Kâr Sistemi denen daha büyük bir güç sebebiyledir. Kâr Sistemi’nde sistem rekabet ve yeniden üretme üzerine kurulduğundan sürdürülebilirlik için bir ödül yoktur. Böyle bir ortamda, kâr her zaman için sürdürülebilirlikten önemlidir. Çünkü üretici şirketin varlığını sürdürebilmesi için kâr gereklidir ve kâr için de masrafların azaltılması ve gelirin arttırılması ile ilgilidir. Bu sebeple, tüm endüstrilerde var olan sürdürülemez aktiviteler ideolojik ekonomik sistemdeki hatalardan dolayıdır.

Teoride, bol miktarda kaynağa sahip olmak, kaliteli malzemelerden yapılmış dayanıklı malzemeler kullanılarak yapılmış dayanıklı ürünler iyidir. Ancak, bunlar günümüz dünyasının parasal ekonomisinde ödüllendirilmezler. Bizim dünyamızda ödüllendirilen şey kıtlıktır. Kıtlık ve eskime kısa dönemde kâr döngüsü ve iş yaratması sebebiyle ödüllendirilir. Üzücü ki bu ‘kısa dönemde kâr’ uzun dönemde yıkım gibi bir bedelle olur.

Serbest Girişim Sistemi, komünizm, sosyalizm ve faşizm gibi diğer gruplarla birlikte çevresel ve sosyal süistimale meyilli olmaları nedeniyle sürdürülemez bir ideolojidir. Daha açık söylemek gerekirse, kendi kendiyle iş gücü, kaynaklar ve hayatta kalabilmek için rekabette olan bir dünya vicdandan yoksun olduğu için sürdürülemezdir.

Öyle ise, sürdürülebilir ideoloji nedir?

Bu soru insan evrimi devam ettikçe yeni cevaplara sahip olacak olsa da, günümüzde Bilimsel Metot adında bir kavramımız var. Basitçe, Bilimsel Metot en modern öğrenme, ölçme, test etme ve deney metotlarına rağmen, neyin özel bir anlayışın geçerliliğini veya bir problemin olası çözümünü göstermeye yaradığını sorgulama sürecidir.

Bir araba problemi örnek olabilir. Arabanız çalışmıyorsa, problemin nedenini bulmak için mantıksal bir dizi düşünceye dalarsınız. Mantık arabanın deposunda ne kadar yakıt olduğu olasılığından, ateşleme mekanizmasına vs. kadar size yol gösterir. Bu problem çözmeye uygulanmış bilimsel metottur. Böyle bir problem için bilimsel olmayan bir metot mantıksız kategorisine düşer. Mesela arabanız çalışmıyorsa, lastikler problem ile ilgili mekanizmayla bir bağlantısı olmadığından tekerleklere bakmaya başlamak mantıksız olur.

Üzücü ki, sosyal hayata yaklaşımlarımız mantıksız ve daha çok gelenek, doğaüstü ve modası geçmiş yönetim yöntemlerine dayanıyor. Mantık ve akıl kullanılarak sosyal konuları sınayıp yanıt veren bir bilimsel yaklaşım, böyle bir yaklaşımda hiçbir şey izole ve çözümsüz kalmayacağından sürdürülebilirliğe doğru doğal bir çekimde olur. Diğer bir deyişle, dünyaya geçmişte yaratılmış ideoloji ve sistemlerin körlüğü ile bakmayı bırakıp, en geniş ve yansız şekilde bakmaya başlamalıyız. Bu yaklaşımı destekleyen tek ortam Bilim’dir ve bilimin hediyeleri de geçerliliğini kanıtlamıştır. Bu sebeple, toplum yaklaşımımızda bilimin yöntemlerini devreye sokma vakti gelmiştir.

Günümüz dünyasının çalışma şekline kısaca baktığımızda akıl, mantık ve bilimin ihmal edildiği bir yaklaşımı yansıttığını görürüz. Ekonomik yapılarımız gerçek kaynaklar ve gerçeklik ile neredeyse hiç alakası olmayan takas ve değerler sistemine dayanmaktadır. Din aşamalı bilimsel düşünce ile uzun zaman önce geçersiz kılınmış dünya görüşlerini telkin etmekte. Emek sistemimiz insanların yaşayabilecek parayı kazanması için ‘istihdam’ edilmesini gerektirmek için kurulmuş. Halbuki “mesleklerin” insanların bir şeyler yapmayı sürdürerek yaşamayı ve ekonomiye katkıda bulunmasını sağlamak amacıyla var olduğunu gösterdiğinden böyle bir sistemin topluma gerçekten katkısı olduğu şüphelidir. Bu insan yaşamının kaybıdır …

Bizim mevcut sosyal kurumlarımızın sürdürülemez olduğunun anlaşılabileceği birçok yön vardır. Sorunu özetlemek için, yeryüzünde bizim yaşam hangi tarafından faaliyetlerimizde ilgili bir temel dayanak noktası olmalıdır. Bu öncül mümkün olduğunca ampirik olmalıdır ve görüş veya projeksiyona dayalı olmamalı. Bilimsel bir bakış açısından, bu kaynakların ve insan yaratıcılığının eldeki en değerli konular olduğunu görüyoruz. İnsan zekası ve duyarlılık, toprak kaynaklarının düşünceli yönetimi ve kullanımı ile birlikte gerçekten en temel iki konudur. Geri kalan her şey bunun üzerine inşa edilmiştir. Bu nedenle, eğitimi, teknoloji ve kaynak yönetimini en üst seviyeye çıkaran bir yaklaşıma başlamamız gerek.

Bu başarılana kadar sürdürülebilirlik risk altında olacak. Bunu başarmak Venüs Projesi ve hareketinin amacıdır.

Not: ( Güncelleme ) Ühhü, sonunda onaylanma ve şifre işlemlerim bitti ama başkası da aynı çeviriyi yapmış bu arada. 😀