Adil Kullanım Kotası uygulaması kalkar mı?

____________________________________________________________________

Türkiye’deki ADSL ve fiber şebekelerde servis sağlayıcıların uyguladığı Adil Kullanım Kotası (AKK) kavramı ile ilgili Donanımhaber’de yazdığım bir şeyi buraya da alayım dedim.

AKK olayı gibi servis sağlayıcılara hizmet veren altyapı işletmecileri için bir ihtiyaçtır. Ancak Türkiye’de uygulanan biçimi ile AKK bir soygundur. AKK yoğun kullanımdaki bir şebekedeki kullanımı azaltarak tüm müşterilerin iyi bir performans alması amacıyla yapılır. Şöyle ki bir mahallede 100 abone varsa her biri 16 Mbit kullanıyor diyelim, bu mahallenin toplam kapasitesi 1600 Mbit yapar. Ancak diğer ülkeler de dahil hiçbir servis sağlayıcı bu kapasiteyi bu bant genişliğini müşterilere bu şekilde vermez. Çünkü 100 müşterinin de aynı anda 16 Mbit kapasite ile veri indirmeyeceği varsayılır ki çoğu zaman haklı bir varsayımdır. Bundan dolayı örnekte bahsettiğimiz mahalleye hizmet veren DSLAM’in kapasitesi en fazla 1 Gbit olsun. Ha 1 Gbit kapasite olsa çoğu yerde sorun bile çıkmaz. Muhtemelen çok daha düşüktür kapasite. Bu zamanda da 155 Mbit’le beslemeye çalışmazlar herhalde bu mahalleyi. 😀 Şimdi böyle yapılmasının sebebi şebekenin işletme verimliliğini ve karlılığını yükseltmektir. Kullanılmayacak bir kapasiteye yatırım yapmanın da verimli olmadığı ortada. Bu verimliliği arttırmak için AKK gereklidir. Hani Bulgaristan’da hızlar böyle fiyatlar böyle diyorlar ama benim denediğim DSL bağlantılarında akşam 3 Mbit, sabah da 20 Mbit de aldığım oluyordu. Hani o şebekeler bile o kadar mükemmel değil.

ANCAK!!! Türkiye’de uygulanan AKK biçiminin şebeke yönetimine bir artısı yoktur. Aybaşı herkes tam hız alabiliyorken bir sıkıntı çıkmıyorsa, insanlar oh be ay sonu geldi de İnternet hızım iyileşti demiyorsa burada bu şekilde AKK kullanımına ihtiyaç yoktur! Türkiye’deki mesele kapasiteyi kullanıcılara satabilmektir, satabilmek. Operatör için çok düşük bir maliyeti olan 50 GB İnternet’i kullanıcısına satarken, 100 GB 200 GB gibi daha üst ve daha pahalı paketler de satarak Turk Telekom’un karı arttırılmaya çalışılıyor bu AKK uygulaması ile.Yani önemli olan kullanıcının aldığı hizmet değil, Turk Telekom’un elde ettiği kar.

Gerçek bir AKK yönetimi nasıl olmalıdır? Kullanıcı genel anlamda taahhüt edilen hızı kullanabilmelidir. Ancak sonuçta her kullanıcının tüketim bilgileri altyapı tarafından kaydediliyor. Kullanıcı sayısına göre her bölge için mantıklı anlık limitler belirlenmeli. Mesela bir DSLAM’ın kapasitesi %70’in üzerinde kullanılmaya başladığında o gün içinde en fazla tüketimi yapan kullanıcıların hızı düşürülmeli ve yoğunluk azaldığında da hız sınırları yine kaldırılmalıdır. Bu şekilde de yoğunluk olmayan anlarda kullanıcıların yine bağlantılarından tam performansı alması sağlanmalıdır. Hani altyapı sağlayıcısı yine abone sayısı ve kullanım miktarına göre sınırlı altyapı kurmaya devam edecek, karı ve verimliliği yüksek olacaktır. Sadece yoğunluk anlarında yoğun kullanım yapmış abonelerin hızı sınırlanarak bu abonelerin toplam şebeke performansını diğer kullanıcıları rahatsız edecek şekilde etkilemesi engellenmelidir. Yoğunluk olmadığı vakitte de herkes tarifesi ile vadedileni özgürce kullanmalıdır. İnternet özgürlüğün dijital halidir.

ANCAK, önceki paragrafta dediğim gibi Türkiye’deki uygulama Turk Telekom ve gibi altyapı şirketlerinin karının korunması içindir, şebekelerinin aşırı yüklenmeden korunması için değil. Diğer DSL servis sağlayıcılar zaten çoğunlukla Turk Telekom’dan aldıkları trafiği sattıkları için onları burada etkileyen çok fazla bir şey olmuyor. Belli yatırım maliyetlerinin biraz yükselmesi de normal. Bundan dolayı Türkiye’de yakın zamanda AKK olayının kalkmasını beklemeyin. Yoksa herkes hızına göre paket kullanır 8 ya da 16 Mbit paketler de çoğu kişinin işini görürdü. Gidip de kotası daha yüksek diye 16 yerine 8 Mbit paketi daha fazla para ödeyerek almazdı…