Kapatılan Atatürk Kültür Merkezi

____________________________________________________________________

Bu yazı alıntıdır…

Sayın Yılmaz Özdil’e saygılarla
Halûk Tarcan
* * *
KAPATILAN KÜLTÜR MERKEZİ..

Dün 15 nisan saat 20.00 Fulya Sanat Merkezinde İstanbul Devlet Senfoni Orkestrasının konseri vardı: Şef A.Pirolli solist, Efe Baltacıgil
Senfoni Orkestramız son derecede yüklü olan programı, seviyesinde ve tınısında en ufak bir düşüklük olmadan mükemmel bir şekilde icra etti.
Programın solisti Büyük viyolonselist Efe Baltacıgil idi.
Ülkemizde viyolonsel sanatının en yüksek noktaya erişmiş olduğunu çaykovskinin Rokoko çeşitlemelerinin hârika bir yorumuyla ispat etti.
Programın ikinci yarısında Ravel’in İspanyol Rapsodisi ile Debusyy’nin Deniz adlı senfonik şiiri vardı. Şef, tempoyu biraz hızlı almış olmasına rağmen İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası söz edilmeyecek bazı ufak sıkıntıları atlatarak her iki eseri dinleyicileri mutlu kılacak, çok güzel ve mükemmel bir seviyede icra etti. Bunda, şefin bagetinin hassasiyetinin de payı olduğunu söylememiz gerekecek
Amacım konser eleştirisi yapmak değil
Sorun Şu :
Atatürk Kültür Merkezi tamirat bahanesiyle 3 yıla yakındır kapalı tutulmaktadır. Kısacası Atatürk Kültür Merkezi kapatılmıştır.
120 kişiden oluşan orkestranın çalışacağı bir salon yoktur. Orkestrayı oluşturan guruplar, örneğin yaylılar, nefesliler vurma çalgılar vb İstanbul’un dağınık köşelerinde ayrı ayrı çalışıp ancak konser günü bir araya gelebilmektedirler.

Yeryüzünde, hiçbir orkestra bu şartlarda konser veremez.Buna rağmen İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası sanatçıları büyük bir özveri ile çok zor eserlerden oluşan programı güzel bir konser olarak sunmuşlardır.
Atatürk Kültür Merkezi kapalı olduktan başka, Orkestrada emekli olan san’atçıIarın yerine bir başka kişi de alınmamaktadır.

Kısacası, önce orkestra ve salonsuz bırakılmış sonra da orkestranın muntazam çalışma imkânları elinden alınmış dağıtılmak istenmiş, kesintisiz bir kadro kısıtlamasına gidilerek orkestrayı dağıtma yoluna girilmiştir.
Bu da Türk sanatının bir kolunu yok etmek için atılan sinsi bir başka adımdır.

Hayatı boyunca bir kere olsun çok sesli müzik dinlemeye tahammül edememiş olan bir kişi bana bu bir gâvur işidir, ülkemizde gâvur taklitçiliğine ihtiyacımız yoktur demişti Cevap vermiştim :Yaşamını sağlayan ne varsa hepsi gâvur icadıdır. Bu icat son kere, eline cep telefonunu vermiştir. Gaz lambasından elektriğe, atlı arabadan, her tür motörlü taşıta, çorabını ören makineden, kolundaki saate, gözlüğüne, radyo, televizyon,ilâçlar, sinemalar, hastaneler, silâhlar, akla gelecek her şey nihayet okuduğun gazete, kitaplar(eğer okuyorsan)hepsi tümüyle gâvur icadıdır dediğimde şaşırmış, gerçek kendisinde acı bir ilâç etkisi yapmıştı, canı yanmıştı.

Devam ettim : Çok sesli müziği gâvur icadı olarak yapmıyoruz ;Tanrının verdiği ilhamı, bu kere çok sesli olarak sunuyoruz.

Opera yapılacak ne güzel masallar ve hikâyeler, çok sesle bestelenecek, yanılmıyorsam, 90bin halk türküsü ve oyun havaları vardır. Bunun yanında bestecilerin kendi ilhamları olan güzellikler de bol bol mevcuttur.
Fulya Sanat merkezinin salonuna giden koridorda yürürken bakınız , sağlı sollu, kısa sürede yetişmiş, çok sayıda besteci ve icracının resimlerini göreceksiniz ve onların Türk yaratıcı gücünü dünyaya yaymış olduklarını düşüneceksiniz.

Ama sorun, Cumhuriyet Türkiyesini, ayni zamanda bütün sanatsal yani insânî değerleriyle de yıkmaktır Yıkabilirlerse?
Acaba, İstanbul, Mersin, Adana, Antalya, Eskişehir orkestra müzikçileri , konservatuar öğrencileri Ankara’ya mı yürümelidirler?..

Halûk Tarcan
17 nisan Pazar Mecidiyeköy
(Bu yazı Orkestra dergisi için hazırlanmıştır)

Sırada ne var? Şaka maka şunun esprisi de yapılmış.

Bu ucubeyi de kaldıralım. Devlet tiyatroları.