Mary Shelley – Frankenstein özeti

____________________________________________________________________

Mary Shelley’in ünlü gotik tarzı eseri Frankenstein’in özetidir. Okumadan önce Frankenstein’deki karakterler hakkında bilgi alabilirsiniz. Özeti ilk olarak kitaptaki gibi bölüm bölüm yapmaya kalktım ama daha sonra karışınca ben de bölüm olayından vazgeçtim, baştan sona okumak en iyisi. Genel olaylar alınmıştır fazla ayrıntıya girmedim, kendim içinden çıkamam yoksa. :) Bazı yerleri telefonda yazdığımdan karakter hataları da olabilir.

mektuplar şeklinde başlar.  Robert Walton Rusya St. Petersburg’daki ablası Margaret Saville’e mektuplar yazarak olayları anlatır. İlk mektupta ablasına çok büyük bir amacı gerçekleştirme, Kuzey Kutbu’na gitme, Büyük Okyanusa bir geçit bulma ve yeryüzünün manyetik gücünün kaynağını ortaya çıkarma gibi amaçlarından bahseder.
İkinci mektupta hiç arkadaşı olmamasından ve yalnızlığından, yanındakilerin eğitimsiz olduklarından, etkileyici şeylere olan aşkı vs. sebebiyle onlarla iyi anlaşamadığından bahseder. Üçüncü mektupta yola çıktıklarından bahseder.

Dördüncü mektupta gemi büyük buz yığınları arasında sıkışır kalır. Walton ve adamı uzakta bir canavarın sürdüğü bir kızak görür. Sonraki sabah yine bir kızak ve adam görürler ama bu önceki gece gördüklerinden farklı biridir. Walton kuzeye gittiğini söyleyene kadar adam gemiye binmek istemez. Zamanla Walton ve bu yabancı yakınlaşırlar ve Walton’ın planını öğrenen Victor bundan vazgeçmesini, bunun için onunkine benzeyen hikayesini anlatmaya karar verir. Mektupta Walton artık mutlu olduğunu ve yabancının öyküsünü sonraki gün anlatacağını yazar. Burada Walton’un anlatımı bitip yabancınınki başlar.

Okuyucunun daha sonra Victor olduğunu öğreneceği yabancı hikayesine başlar. Aile geçmişini, doğup büyümesini, aile üyelerini anlatır. Alphonse ve Caroline’in evlenmesini daha sonra da Elizabeth’in aileye katılmasını anlatır. Caroline’in Elizabeth ve Victor’un bir gün evlenmeleri isteğinden bahseder.

Elizabeth ve Victor yakın arkadaşlar olarak büyürler. Ayrıca arkadaşı Henry Clerval’dan da bahseder. Victor zamanla doğal dünyanın sırlarından etkilendiğini ve Cornelius Agrippa ( 16. yy. esrarengiz bilimler üzerine tahsilli biri)’nın bir kitabından etkilenip doğal bilimlerle ilgilenmeye başlar. Şevkle simyacı Agrippa, Paracelsus ve Albertus Magnus’un eski çalışmalarını inceler. Babası bunları okumamasını istese de bu onu daha çok okumaya teşvik eder. Şiddetli bir fırtınada evinin yakınındaki bir ağaca yıldırım düşmesi ile doğanın yıkıcı gücüne tanık olur. Bu onun bilim üzerine merakını zayıflatır ama bir süre sonra o yine devam eder.

17 yaşında Victor Ingoldstadt üniversitesine gitmek için Cenevre(Geneva)’ deki ailesini bırakır. Gitmeden hemen önce Caroline kızıl hastalığına yakalanan Elizabeth’i iyileştirmeye çalışırken hayatını kaybeder. Ölüm döşeğinde Elizabeth ve Victor’a evlenmelerini söyler. Birkaç hafta sonra da Victor Ingoldstadt’a gider. Üniversitede doğal felsefe profesörü M. Krempe ile görüşür. M. Krempe bugüne kadar simyacıları incelemeye harcadığı zamanının boşa gittiğini anlatır ve merakını kırar. Daha sonra kimya dersine katıldığı profesör Waldman onu bilim üzerine çalışmalarını devam ettirmeye ikna eder.

Victor sosyal yaşamını ve Cenevre’deki ailesini ve onlardan gelen mektupları bile ihmal ederek hevesle çalışmalarına başlar ve çok hızlı aşama kaydeder. Yaşamın oluşumuyla büyülenen Victor insan vücudunun nasıl oluşup daha sonra da nasıl öldüğünü araştırmaya başlar ve yaratma ve yaşamı anlayarak bir cansıza hayat verebilecek düzeye gelir. Bir yaratıcıdır artık.

Canavar yavaş yavaş bir şekle kavuşmaya başlar. Victor onu güzel ama, sarı derisi, parlak dalgalı saçı ve inci gibi beyaz dişleri ile iğrenç olarak tanımlar. Burada Canavar Adem’in yaradılışına zıttır çünkü Allah Adem’i “iyi” olarak görür. Canavarı canlandırınca ondan korkar ve odalardan birine uyumaya gider ama Elizabeth ve annesinin cesediyle ilgili kâbuslar görür. Rüyasında Elizabeth değişerek kucağında tuttuğu annesine dönüşür, daha sonra da kurtlar kefenden onun üzerine geçmeye başlar. Uyandığında da Canavar’ı kontrol etmek için laboratuvara gider. Geceyi avluda yürüyerek geçirdikten ve sabah sadece kasvet verici bir yağmurla başlar, hiç umut yoktur. (Burada hava Victor’ın iç durumunu simgeler). Henry’nin gelmesi ona bir avuntu olur, Henry bir terslik olduğunu anlayıp Victor’a sorsa da o hiç birşey söylemez. Henry Victor’ı iyileşmesine yardım eder ve aralarında iyi bir dostluk oluşur. Victor ailesine önem vermeye ve onlarla tekrar iletişim kurmaya karar verir.

Elizabeth Victor’a onun için endişelendiğini ve hemen Cenevre’ye bir mektup yazmasını istediğini belirten bir mektup yazar. Ayrıca annesinin ölümü üzerine Justine Moritz’in de aileye döndüğünü söyler. Victor’un karamsarlığı biraz düzelir ve evini özlemeye başlar. Ona tiksindirici geçmişini hatırlatan herşeyden kurtulmaya çalışır. Clerval da ona yardım eder ve yaşam boyu sürecek bir arkadaşlık gelişmiş olur. Victor biraz iyileşse de tamamen iyileşemez.

Victor babasından hemen eve gelmesi gerektiğini, çünkü erkek kardeşinin boğularak öldürüldüğünü anlatan bir mektup alır. Burası canavar artık gerçek varlığını göstermeye başladığından ve yaratıcısı için bir tehdit olduğundan kitapta bir dönüm noktasıdır. Victor bütün gece uyumaz ve Canavar’ı kendi kötü doğasının bir sonucu olarak görür. Canavar’ın ailesini psişik iletişimle bulduğunu ve William’ı öldürdüğünü bilir. William’ın ölümü için Justine’in sorumlu tutulduğunu ve yargılanacağını öğrendiğinde şok olur ve suçlu olduğunu bilir. Yaratığının bunu yaptığını ve nedeninin incelenmesi gerektiğini düşünür. Victor nedenini söylemese de Justine’in masumluğunu söylediğinde babası da temize çıkmasını istediğini söyler. Onlara göre işlemediği bir suçu üstlendiğine göre o zaten bir şehittir.

Victor deli damgası yemekten korktuğu için gerçeği söylememekte ve bu yüzden durumu düzeltememektedir. Justine suçsuz olduğunu söylese de elinden birşey gelmez. Justine’in ne kadar kibar ve duyarlı biri olduğunu bilenler bile ona destek olmaz. Sadece Elizabeth onu savunur ancak o da Justine’in suçu itiraf etmesi ile şaşkınlığa uğrar. Elizabeth ve Victor hapiste Justine’i görür ama Victor yüzleşmek istemez. Elizabeth ve Justine vedalarşırken acıklı bir sahne vardır. Justine tüm olanlara rağmen ölümden korkmaz, çünkü ailesinin onun suçsuzluğuna inanması onu rahatlatır. Victor Justine’in ölümünden vicdan azabı duyar, artık yaratığının iki kurbanı olmuştur.

Bu bölümde Frankenstein ailesinde gezinen duygusal anarşiden bahsedilir. Victor’ın düşmanlık ve umutsuzluk olan duyguları kabullenme ve acı duygularına sahip diğerlerinden zıttır. İyi bir hayata sahip olmak istese de kendini teselli edemez. Sağlığı kötüleşmeye başlar, kederini hafifletmek için sadece yalnız kalmak ister. İntiharı da düşünür ama ailesine ve özellikle Elizabeth’e karşı endişesi ve Canavar hala etraftayken bunu yapmasının uygun olmayacağını düşünmesi onu engeller. Elizabeth ise olayı kadere bağlar ve Victor’a intikam ve umutsuzluk duygularını bırakmasını söyler, bu bölümde Victor ile ilişkileri gelişir. Victor tek başına dağları keşfe çıkınca eski çocuklur deneyimlerini düşünmeye başlar. Dağlara kaçışı duyguları ve eski anılarından kaçmasına işarettir. Derin bir uyku çekebilmesi onun dağlarda daha huzurlu hissettiğine kanıttır. Mount Blanc yazar tarafından vurgulanmış yüksek ve güçlü bir dağdır, Victor da dağa hayran kalıp ondan cesaret alır.

Yağmurlu ve karamsar bir günde Victor dağa gider. Victor buz, kar ve kayalardan oluşan depresif bir görüntüden bahseder. Çığ olma ihtimali vardır ve bu Victor’ı canavar ve diğer sıkıntılarından kurtaracağı için ona çekici gelir. Tam rahat vakit geçirmeye başladığında da hızla yaklaşan canavarı görür. İlk başta ona saldırmayı düşünse de canavar onu kendiyle konuşmaya ikna eder ve de isteklerine uymazsa kötü sonuçlar doğacağını söyleyerek tehdit eder. Canavar kendisini ilk insan Adem’e benzetir ancak Paradise Lost kitabındaki Şeytan gibi “fallen angel”‘a benzetir. Adem elma yiyerek cennetten atılır ama yine de Allah ona kötü davranmaz. Halbuki canavar toplum tarafından dışlanmakta ve istenmemektedir. Victor kötülüğünden şikayet etmeden önce onu mutlu etmesi gerektiğini düşünür.

Canavar hikayesini anlatır. Hayatının başlangıcı her yetişkinin gençliğini hatırlaması gibi bulanıktır. Duyularını ve etrafındaki bilmediği dünyayı keşfetmeye başlar. İlk anda duyularının henüz yetersiz olması sebebiyle Ingoldstadt’tan nasıl ayrıldığı anlatılmaz. De Lacey ailesinden bahseder. Basit ve sakin bir yaşam süren bir köylü ailedirler. Erkek kardeş Felix ormandan odun toplar ve kız kardeş Agatha ev ve bahçeyle ilgilenir. Kör olan babaları ise çocukların eğlencesi ve ilhamıdır. Canavar uzun süre onları kendini belli etmeden izler. Bu esnada “evlat edinildiği” ailesine sevgi duymaya başlar. Burada ilk kez sevgiyi hisseder ve bu duyguya dayanamadığından pencereden uzaklaştığını söyler.

Canavara göre De Lacey ailesi her şeye sahiptir ama buna rağmen mutlu olmamalarına anlam veremez. Ona göre hiçbir eksikleri yoktur, sıcak ateşleri, acıktıklarında yiyecekleri lezzetli yemekleri, elbiseleri, arkadaşlık ve muhabbetleri vardır. Sıkıntılarının fakirlik ve açlıktan kaynaklandığına karar kılıp bir daha onlardan yiyecek çalmayıp odun toplayarak ve evlerini tamir ederek yardım etmeye karar verir. Canavar bir keresinde küçük bir su havuzunda kendi yansımasını görür ve ne kadar korkunç göründüğünü anlar. Kötü görüntüsüne rağmen, ne kadar zor olsa da, iyi ve merhametli bir yaratık olmak ister. De Lacey ailesi de onu iyi ruh ve mükemmel insan olarak tanımlar ama o bunu düşünmez. Günün birinde aileye kendini göstermeyi, iyi davranışları ile dış görüntüsünü unutturacağını düşünür.

Kulübeye Safie adında güzel bir kız gelir. Kız Fransızca bilmez ve öğrenmeye çalışır. Bu canavar için dil öğrenmesi için büyük bir fırsattır. Canavar ayrıca yaradılışını düşünmeye başlar. Normal olmadığı ve topluma ait olmadığı düşüncesi onu korkutur. İnsanlara mı hayvanlara mı daha yakın olduğunu düşünür. Ailesi olup olmadığını annesini babasını düşünür. Bunun yanıtı sadece Victor’dadır.

Aynı zamanda biraz tarih ve insanlık ile ilgili bilgi de almıştır. De Lacey ailesi Fransa’nın üst orta sınıf ailelerindendir. Felix devlet görevlisidir ve de Agatha da üst seviyedeki leydilerden kabul edilir. Safie’nin bir Türk olan tüccar ve yıllardır Paris’te olan işadamı babası yanlışlıkla suçlanmış tüm parası elinden alınıp hapse atılmıştır. Bu canavara haksızlığa uğrayan başkaları da olduğunu gösterir.

Canavar kitap dolu bir bavul bulur ve onları hevesle okur. Her birinde onu memnun edecek birşey bulur ve kitapları “tecrübe ederek” okur. Zamanla kitaplar hakkında kendi fikirlerine sahip olmaya başlar. İnsanların Cennet’ten atılışını anlatan ve kendi öyküsüyle benzerlikler taşıyan Paradise Lost’u okur. Victor’ın ceketinde acı çekmesine sebep olacak bir kağıt bulur. Allah’ın yarattığı insanın gözünde “güzel” olmasından etkilenir ki kendisi korkunç bir görüntüye sahiptir. Safie de De Lacey ailesine katılır ve aile bundan memnun görünmektedir. Canavarın yalnızlığı ise ona kendisi için bir Havva olması gerektiğini düşündürür, ancak sadece kendi türünden bir canlı ile eşleşebilir ve böyle bir canlı da yoktur. Bu kısımlarda okuyucu canavara acır ve empati duyar. Canavar kendisini aileye göstermeye karar verir ve bir gün evlerine gider. Sadece baba vardır ve onunla iyi anlaşırlar. Ancak diğerleri dönünce Felix canavarı döverek kovar.

Ailesinin onu kabul etmeyişi üzerine Victor’ı bulup, intikam almak ister. Yolda bir akarsuda boğulmak üzere olan bir kızı görür ve kurtarır. Ancak burada da bir haksızlığa uğrar ve onun kıza saldırdığını düşünen insanlar tarafından omzundan vurulur. Tüm intikam duygularına karşı yine de çevresindeki güzellikleri fark edebilir. Tüm iyi düşüncelerine karşı yine de görünüşü ve boyutları sebebiyle insanlar tarafından yanlış yargılanması ona hiç mutlu olup olmayacağını düşündürür. Cenevre’ye gittiğinde yiyecek ve barınak ararken Victor’ın kardeşi William’a rastlar ve bunun Victor’ı üzeceğini ve acı çektireceğini düşünerek onu öldürür. Daha sonra ondan cebindeki annesinin madalyonunu alır ve kulübeye dinlenmeye gider. Uyuyan Justine’i görür ve William’dan aldığı madalyonu onun cebine koyar.

Canavar Victor’a ona varlığı için gerekli duyguları yaşayabileceği bir eş yaratmasını ister. Victor bunu reddeder. Canavar yapmazsa ona zarar vereceğini ima edip onu mutlu etmesini ister ve isteğini reddetmemesini söyleyip Avrupa’dan Güney Amerika’ya gideceğini söyler. Victor ona inanıp ona bir eş yapmaya karar verir, canavar da bittiğinde ona söylemekten çekinmemesini söyler.

Victor canavara söz verdiğinden yapmayı başaramazsa canavarın ona zarar vermesinden korkar. Canavarın onu takip edip etmeyeceğini ve aynı deneyi ikinci sefer yapmak için cesaret toplaması gerektiğini düşünerek Cenevre’den ayrılır. Clerval’a katılır ve Kuzey Denizi’ne kadar seyahat ederler. M. Shelley burada kendi seyahat ettiği yerlerden bahseder. Victor normal şartlarda olsa bu seyahatten çok keyif alacağını ancak bir amacı olduğunu ve onu yerine getirmesi gerektiğini vs. söyler.

Victor ailesini ve canavarı bir süredir görmediğinden onun ailesine zarar vermiş olabileceğini düşünüp ailesi için endişelenir. Henry’den yolculuğa yalnız devam etmesini İskoçya’da buluşabileceklerini söyleyip ayrılır ve Orkney’deki ıssız bir adada çalışmaya başlar. Bazen günlerce çalışmazken bazen de gece gündüz çalışır. Bu ıssız adada vücudu oluşturabilmek için parçaları nasıl bulduğundan bahsedilmez.

Victor yeni bir dişi yaratık yaratma işlemine başlar. Geçmişte canavarı ilk yapmaya başladığı üç yıl öncesi ile şu anki durumunu tekrar sorgular. Yeni yaratacağının eskisinden daha kötü olabileceğini ve eskisi ile arasındaki anlaşmaya uymayabileceğini düşünür. Eskisinden daha tehlikeli bir yaratık yaratıp veya çoğalmaları yoluyla insanlığı tehlikeye atabileceğini düşünür. Bunun üzerine yapmaya çalıştığı canavarı parçalar ve eskisi bunu görünce ona kızıp düğün gecesi intikamını alacağını söyleyip gider. Daha sonra Victor da oradan ayrılır.

Canavarla Victor’ın aç, üşümüş ve kayıp olmaları durumlarının birbirine benzediğini gösterir. Victor’ın İrlanda’da bir yabancı olarak düşmanca karşılanması da bir diğer benzerliktir. Victor orada işlemediği bir cinayetten suçlanır ve öldürülen kişi Henry Clerval’dır. Yine de Victor Bay Kirvin’den yardım alır ve canavar da De Lacey ailesinin yanında biraz rahatlar. Victor yine tüm eziyetlerinden kurtulmayı, intihar etmeyi düşünür. Tüm geçmişini silip biraz rahatlamak ister. Ancak babası gelir ve suçsuzluğu anlaşılınca da Paris’e dönerler.

İrldanda’daki kendiyle fiziksel ve ruhsal yüzleşmelerinden sonra babasına Justine, William ve Henry’nin ölümünden sorumlu kişi olduğunu ve onu ne kadar az tanıdığını anlatmaya çalışır. Elizabeth ve Victor’ın birbirlerine karşı ebedi bir aşk duydukları ve evlenmek istedikleri anlaşılır. Bu aşk Victor için şu an tek sakinleştiricidir. Victor ve Elizabeth kurları esnasında birbirlerinin yaşamına katılmaya çalışırlar. Düğün gecesinde ölmesinden korksa da en iyi zamanlarını geçirmeye çalışırlar. Canavarın sadece kendisine zarar vereceğini düşünür ama canavarın ona sevdiklerini öldürerek zarar verdiğini anlayamaz. Onun paranoyası yine tutar ve Montalagre ve Mont Saleve’de doğada huzur bulmaya çalışır.

Victor ve Elizabeth balayı gecesini geçirecekleri hotelde odalarına giderler. Gece bir fırtına başlar ve Victor saklanacak yerlerde canavarı aramaya başlar. Bu esnada içeri giren canavar Elziabeth’i yakalar ve boğar. Diğer misafirler odaya girdikçe Victor canavarın varlığından bahseder. Cenevre’ye ailesinden geri kalanları kurtarmaya gideceğine yemin eder. Cenevre’deki Alphonse üvey kızının ölümüne üzülür ve kendi de birkaç gün sonra ölür. Victor artık bir kurbandan ailesi ve arkadaşının öcünü almak isteyen bir avcıya dönüşür. Victor çok geç olsa da hikayesini sulh hakimine anlatmaya karar verir. Artık deli denilmesinden korkmaz ve intikam isteğinden deliye dönmüştür. Victor’ın gözlerindeki delilik ve kızgınlığı gören hakim onu hezeyan çektiğine ikna etmeye çalışır. Victor onun en üstün bilgelik düzeyinde bile ne kadar ihmalkar olduğunu söylese de bu onun kendi ihmalkarlığıdır çünkü bütün bunların nedeni kendisidir. Canavarın yakında bir yerlerde sinsi sinsi dolaştığını düşünür, canavar Victor’ın nerede olduğunu bilir, o da yakınlaştığı zamanı algılayabilir.

Bu bölüm Victor’ın ölümüyle sonlanır. Victor William, Elizabeth ve Alphonse’un yattığı mezarı ziyaret eder. Onlara veda edip intikamlarını almaya yemin eder. Canavara lanet edip onun yaptıklarının aynını yapacağını söyler. Canavarın yakında bir yerde onu duyup gülmesi Victor’ı onu kovalamaya teşvik eder. Kovalamaca İsviçre’den İtalya’ya, Akdeniz’den Karadeniz’e, Rusya’nın bozkırlarından Kuzey Kutbu’nun donuk tundralarına kadar sürer. Canavar düşmanının nefretini arttırmak için arkasında notlar bırakır ki o bu notları bırakmasa Victor onu takip edemeyecektir. Victor Robert’tan da yardım ister.

Son mektuplar
Bunlarda bilginin kötü amaçlarla kullanımı, amacını gerçekleştirmedeki başarısızlığı ve ne zaman bir arkadaş bulsa onun da ölerek yine arkadaşsız kaldığı gibi konular yer alır. 5 Eylül tarihli mektubunda Walton sınırlarını bildiğini ve hala gitmek istediğini yazar. Victor aklını kaybetmiştir, çünkü akıllı bir adam hayatını gerçekten kendi işine yaramadıkça böyle bir şeye adamaz. Ayrıca adamlarının istemesi üzerine güneye dönmeye razı olduğunu anlatır. 12 Eylül tarihli son mektupta Victor’ın kabininde öldüğünü yazar. Daha sonra da kabinde canavarı gördüğünü söyler ve canavarın Milton’ın Paradise Lost kitabından bahsettiğini, onda bile Allah’ın düşmanlarının arkadaşlarının olup onun kimsesinin olmamasından, iyilik yapmak isteyen biriyken nasıl böyle kötüleştiği ile ilgili hikayesinden bahseder. Canavar yaratıcısı da öldüğünden artık daha yalnızdır ve buzların arasına kaçıp gözden kaybolmuştur.