ShowTV’de Canlı Yayında Işınlanma ve Gerçek Işınlama

____________________________________________________________________

Amerika’nın geçtiğimiz günlerde dünya gündemine oturan seçimlerinden başka CNN televizyonunun Chicago’daki muhabirini ışınlanma yoluyla New York stüdyosuna getirmesi de çok konuşuldu.

CNN televizyonunun yaptığı tabii ki Star Wars filmlerinde gördüğümüz ışınlanma değil, yani bir taraftan canlı kanlı insanı alıp diğer tarafta oluşturmuyor. Sadece (sadece dediğime bakmayın bu oldukça zor birşey) ışınlanacak kişinin tarafında bulunan çok sayıda yüksek çözünürlüklü (HD – High Definition) kamera ile kişinin çok kaliteli üç boyutlu ( – 3B) görüntüleri oluşturuluyor ve bunlar çok yüksek bant genişliğine ihtiyaç duyan veri bağlantıları ile görüntünün tekrar oluşturulacağı merkeze geliyor ve burada da gelişmiş hologram teknolojileri ile bu veriler görülebilir ışığa dönüştürülüyor.

Dün akşam da ShowTV ekibi bu tür bir ışınlamayı başarılı bir şekilde gerçekleştirdi. Derbi ile ilgili son gelişmeleri almak üzere Korcan Karar ShowTV haber stüdyosuna ışınlandı.

Bu anı ShowTV kanalının sitesinden izleyebilirsiniz, izlemek için buraya tıklayın.

CNN Televizyonu Işınlanma Görüntüsü

CNN yaparda bizimkiler yapamaz mı, bizimkilerin neyi eksik, tabii ki onlar da yapar. Aslında yurt dışında gördüğümüz bir şeyi Türkiye’ye uyarlayarak veya tercüme ederek, bir benzerini yaparak marifetmiş gibi ticaretini yapanları hiç sevmem ve bahsetmeye değer görmem (Ör; Google teknolojisi ile Google’a rakip olanlar gibi 😀 ). Ancak bu durum oldukça farklı bir durum, öncelikle geniş bir teknik imkan, bilgi ve donanım gerektiriyor ve herkesin o kadar da kolay yapamayacağı birşey. Bunu ShowTV adına büyük bir başarı olarak görüyorum ve tüm emeği geçenleri tebrik ediyorum.

Diyeceksiniz ki, yurt dışında yapılanları Türkiye’ye getirenleri vs. sevmezsin diyorsun, evet ama bu olay CNN tarafından yapılmasa da ShowTV tarafından yine yapılabilirdiki, sonuçta onlar hiç yoktan birşey üretmedi, var olan bir teknolojiyi kullandı. Onlar bu teknolojiyi sadece gündeme getirdi, bizimkiler de onların da yapabileceğini kanıtladı.

Biraz da olaydan bahsedeyim. Öncelikle canlı yayındaki Korcan beyin görüntüsü CNN televizyonunun muhabirinin görüntüsünden çok daha kaliteli görünüyordu. CNN televizyonunda muhabirin görüntüsünün oluştuğu alanın kenarlarında StarWars filmlerinden yansıma bir mavi ışık görünüyordu. ShowTV’nin ışınlamasında ise görüntü neredeyse orijinaldi. Görüntünün hologram olduğunun adeta tek kanıtı Korcan beyin arkasında gölgesinin oluşmamasıydı. Gerçi bunun da olması gerekmez miydi diye düşünüyorum. Sonuçta biz Korcan beyin diğer tarafında olanları göremediğimize göre yani bizim tarafımıza diğer taraftan ışık geçmediğine göre, öte tarafa da geçmemesi ve gölgesinin oluşması gerekir ama bu hologram görüntülerin bir özelliği herhalde, havada üç boyutlu görüntü oluşsa da o da sonuçta bir ışıktan oluştuğundan diğer tüm ışıkları engellemiyor anlaşılan.

Görüntünün baştan bu kadar net olması işin içinde bir bilgisayar hilesi falan mı var diye düşündürdü ama o durumda bile o görüntünün o kadar kaliteli ve gerçekçi bir şekilde oluşturulması neredeyse imkansız. Yani bu görüntü gerçekten de ışınlanma teknolojisi ile oluşturulmuştu.

Böyle bir ışınlama olayının bir Türk kanalında yapılması gerçekten de gurur verici birşey, başkalarında gördüler de yaptılar diyenler için de Pablo Picasso güzel bir söz söylemiş; “İyi sanatçılar kopyalar, büyük sanatçılar çalar.” . 48 saatlik bir çabayla bunu gerçekleştiren ShowTV ekibini tekrar tebrik ediyorum.

Gelelim biraz da gerçek ışınlamaya, yani bir kişinin etiyle, canıyla, kanıyla bir ortamdan çeşitli veri yolları ile başka bir yere transfer edilmesi. Bunu yapmak şimdilik teknik nedenlerle ve henüz nasıl yapılacağının tam bilinmemesi nedeni ile imkansız.

Öncelikle gerçek ışınlamada kişinin tüm bilgilerinin bir yerden bir başka yere iletildiğinde nasıl oluşturulacağı problemi var. Yani canlı yayınlarda yapılan ışınlamada kişinin sadece dış görüntüsü oluşturuluyor, gerçek ışınlamada ise kişinin tüm iç organları, beyni, kanı, bağırsaklarındaki pisliğinden beynindeki düşüncelerine kadar herşey diğer tarafta yeniden yaratılmalı. Halbuki henüz yoktan var edecek bir teknoloji yok ve et parçalarının da fiziksel yollarla transferi anlamlı değil. Öncelikle atomlarındaki elektronlarına ve atomaltı parçacıklarına kadar herşeyin bir haritası çıkarılmalı ve daha sonra bu elektronlar diğer tarafa taşınarak orada yeniden oluşturulack kişinin yapımında kullanılmalı. Tabi bu şekilde bir insan yapmak da henüz mümkün değil.

Bir de ışınlama öncesi kişinin tüm parçalarının konumu ile ışınlama sonucunda oluşan kişinin tüm parçalarının konumu aynı olmalı. Bu eller ile ayakların yer değiştirmesinden daha karışık birşey. Örneğin; kişinin bir hücresinin DNA‘sını oluşturan atomlardan birinin elektronlarından birinin konumu ışınlama sonucu değişirse, bu o kişiyi nasıl etkileyecek. Bu o insanı aniden çok farklı bir varlığa dönüştürebilir veya kanser gibi hastalıkların oluşumuna yol açabilir. Biz görebildiğimiz nesnelerde ölçümleri gözle yaparız değil mi, burada neseneye çarpan ışınlar gözümüze yansır ve biz o nesneyi görerek boyutunu, önceki konumuna göre yer değiştirmişse hızını vs. tespit ederiz. Halbuki elektronların ve onu oluşturan atomaltı parçacıkların hızını ve konumunu belirlemek hatasız bir şekilde neredeyse imkansızdır. Çünkü, ışığı oluşturan fotonlar bir atomaltı parçacığa çarpıp geri yansırken çarpmanın etkisiyle parçacığın konumunu da bozacaktır, dolayısıyla kendileri de bozuk konumdan yansıyacaktır. 😀 Yani her parçacığın konumu orijinalinden biraz farklı olacaktır. Bu arada buna sanırım Belirsizlik İlkesi deniyor. Buna göre bir atomaltı parçacığın hem konumunu hem hızını doğru ölçemiyoruz. En kötüsü ise atom çekirdeği etrafında dönen elektronların tekrar oluşturulduğunda konumlarının değişik olması durumunda atom çekirdeğine çarparak çekirdeği parçalaması ve çekirdekten saçılan nötronların da diğer atomların çekirdeklerini parçalayıp, bunun bu şekilde devam etmesi ve ışınlanan kişinin tekrar oluşturulduğu yerde bir atom bombası gibi patlaması. Tamam, kabul ediyorum bu çok fazla abartılı oldu.

Bir başka konu ise kişinin atomaltı parçacıklarına kadar ayrıntılı bir haritanın oluşturulması zorluğu. Bunu yapmanın tek yolu çok aşırı duyarlı elektron mikroskopları, düşük dalga boylu lazerlerle veya bilimin yaptığı yapacağı ve benim de göremeyeceğim, hayal bile edemeyeceğim aygıtlar ile kişinin dönen elektronlarına kadar her parçasının bir X Y Z boyutlarına sahib üç boyutlu bir şekilde kaydedilmesi. Tabi bu kaydedilecek verinin miktarını tahmin etmek çok zor. İnsan vücudundaki milyarlarca hücre içinde kaç milyar proton, nötron ve elektron varsa bunların hepsi en azından her biri birkaç yüz (kilo) bayt geleceğinden çok büyük bir miktarda verinin oluşacak. Bu artık kaç terabayt, petabayt veya … kim bilebilir. Bir DNA molekülünde bulunan bilgilerin kaç cilt kitap oluşturacağı ile ilgili çeşitli kuramlar var, bunları düşünürsek oluşacak bilginin büyüklüğünü tahmin edemesek bile ondan rahatça korkabiliriz. 😀 Düşünsenize bir ışınlama anında Windows’un şu hatayı verdiğini; “Hedef diskte yeterli depolama alanı yok, işleme devam etmek için lütfen bazı verileri silin.”.

Işınlanacak kişinin bilgilerinin alınması ve tekrar oluşturulması kısımlarını hallettik diyelim, bu kişinin bilgilerini diğer tarafa nasıl bir link ile taşıyacağız. Önceki paragrafta böyle bir durumda bir kişiden elde edilecek verinin çok büyük boyutlarda olacağından bahsetmiştim, bu verinin saklanmasından başka taşınması problemi de var. Hatta bu kişinin bilgilerinin daha önceden saklanmadan taşınabilmesi de mümkün olduğuna göre ondan daha önemli bir problem. Öncelikle; bu canlı TV ışınlanmaları için gerekli olan bile muhtemelen bizim için çok büyük bir miktarken gerçek bir kişinin verilerinin taşınması ne kadar zor olur bir düşünsenize. Bu durum öncelikle ışınlamanın süresini etkiliyor, yani ışınlamayı yaparken veri transferi için bant genişliğimiz ne kadar büyükse ışınlama o kadar kısa sürer. Bir de bağlantıdaki kopukluklar olabileceği varsayımı da var. 😀 Düşünsenize vücudunuzun yarısı Türkiye’de diğer yarısı Amerika’da. Türk Telekom’a az söylenmem. 😀

Işınlanacak verinin oluşturulması, boyutu, taşınması ve tekrar oluşturulmasındaki problemler nedeniyle gerçek bir ışınlama şu an için imkansız. İleride bu da büyük ihtimalle yapılacaktır ama görecek kadar yaşayacağımı sanmıyorum. Fakat bu yapıldığı anda dünya alanında bugünküne göre çok daha gelişmiş olacak. Belki de o anda, gerçek ışınlamanın yaratacağı etki, sadece bizim ışınlanan muhabirleri televizyonlarımızda gördüğümüzde etkilendiğimiz kadar olacak. Bunu görmek için zaman makinesi geliştirmek ise ondan da zor olacağından sanırım benim şansım yok. 😀 Zaten nerede şansım oldu ki ! :'( :@ :S :$

Ancak eğer ölmeden birgün böyle bir deneyimim olacaksa Uzay Yolu (Star Trek) dizisindeki gibi “Işınla beni!” demeyi çok istiyorum. Hatta bunu biraz daha değiştirerek şöyle diyeceğim;

  • Işınla beni bebeğim.

Haklısınız, sadece rüyamda. 😀 Bu kadar sağlığa zarar değilmi. 😀