İstatistikler

There are a total of 6 Kullanıcı online now: 0 Üye, 3 Misafir and 3 Bots.

Most users ever online were 156, on 27 Eylül 2016 @ 9:31 pm

3 Misafir Online Now

#1 - Guest on 20 Eylül 2019 @ 9:45 pm
F Tipi Blog - Made in Satisfaction » Archive » İstatistikler [url]

#2 - Guest on 20 Eylül 2019 @ 9:45 pm
F Tipi Blog - Made in Satisfaction » Archive » Garmin cihazlara OpenStreetMap haritaları [url] [referral]

#3 - Guest on 20 Eylül 2019 @ 9:43 pm
F Tipi Blog - Made in Satisfaction » Archive » Twitter iletilerim ( 2010-07-11 ) [url]

3 Bots Online Now

#1 - Baidu on 20 Eylül 2019 @ 9:44 pm
F Tipi Blog - Made in Satisfaction » Ağ gezginleri [url]

#2 - Google Bot on 20 Eylül 2019 @ 9:43 pm
F Tipi Blog - Made in Satisfaction » Bilim ve Teknoloji [url]

#3 - BingBot on 20 Eylül 2019 @ 9:42 pm
F Tipi Blog - Made in Satisfaction » Çevre Kirliliği [url]

Comments Posted By Devletli

Displaying 1 To 12 Of 12 Comments

İngilizce bilmeden İngilizce öğretmeni olunur mu?

Edebiyatı sevenlerin bile İngiliz dili edenbiyatı bölümünü tercih etmemesi gerekir. Çünkü çok zor. Ancak edebiyata hayatını verecek kişilerin tercih etmeleri gereken bir bölüm. Her kim hem edebiyatı çok seviyor hem de günde yüz sayfa kadar kitap okuyorsa ancak onların harcıdır edebiyat bölümünde öğrenim görmek.

» Posted By devletli On 12 Mayıs 2011 @ 10:59 pm

Evet haklısın, bağlaçlar nasıl önemle öğretiliyorsa, önemli kelimeler de en az elli kadar guruplar altında öğretilmeli diye düşünmüşümdür hep. Dört yıllık eğitim süreci içinde en önemli 5 bin kelime öğretilmeli. Zaten öğrenciler bir kısmını önceden bilir.
Aslında öğretmenlik bölümü çok kolay. Dil ve edebiyat bölümü çok fena daha zor. Daha ilk başladığın zaman en az 20 bin kelime biliyor olman gerekiyor ki o branşta başarılı olasın. Yoksa sürüne sürüne zar zor diploma alırlar o da bir işe yaramaz. Sonuçta ancak ingilizce öğretmeni olmak için çare ararlar. O kadar zorluk çekmek boşa gitmiştir. Bazıları tercüman çevirmen filan oluyor.

» Posted By devletli On 9 Mayıs 2011 @ 3:42 am

Sohbetlerinde 120 kadar kelime kullanan insanlar toplumumuzda az değil. Daha bir genelleme ile sayı 300 – 400 civarındadır diyebiliriz. Sen gündelik konuşmalarında 1000’in üstünde kelime kullanabiliyorsundur. Okuma – yazma uğraşıları sayıyı arttırır. Ama bu rakamlar pratikte uygulanana göre olan rakamlardır. Kim olursa olsun, pratikte kullandığı kelime sayısı ne ise, bilip de kullanamadığı kelime sayısı, kullanabildikleriyle birlikte yaklaşık 20 misli kadardır. Yani bir adam günde 120 kelime ile konuşuyorsa, bildiği kelime sayısı toplam 2400 civarındadır. Bu düzeydeki bir adam gazetelerden kitaplardan pek bir şey anlamaz. Kitap, gazete vs. okumak bu insanlara adeta bir işkencedir.

Okullarda anadilimiz Türkçe ile ilgili dersler çok berbat, yetersiz ve son derece sıkıcı bir şekilde işleniyor. Bunun bir çözümü bulunmalı.

İngiltere’de hemen herkes anadilini iyi bilir. Tanıdığım ingilizlere ingilizce sözlükten kelimeler sorardım bilirlerdi ve güzelce açıklarlardı. Bizim insanlarımıza Türkçe sözlükten rastgele kelimeler sor, çoğunu bilmezler, bazı kelimelerin ne amaçla kullanıldığını bilseler bile anlamını açıklayamazlar. Belki eş anlamlılarını söyleyebilirler. Durum çok vahim. Okuma alışkanlığı olmayan insanların hali böyle içler acısı.

İnsanların her türlü duygusunu ifade edebilecek, bildiklerini açıklayabilecek çeşitlilikte ve yeterlilikte kelime bilmeleri şart. Bunun çaresi de çok kitap okumaktır. Kendisini ifade edemeyen insanlar fiili veya sözlü kaba kuvvete baş vurur.

Okumanın ve yazmanın önemi dinlerde de çok ön plandadır. Dünyanın her yerinde dilbilimi, garamer vs. ile ilgili “ilk” çalışmalar daima din adamları tarafından başlatılmıştır.

» Posted By devletli On 9 Mayıs 2011 @ 1:26 am

Dört yılda verilen teorik bilgiler yoğun bir çalışmayla bir yılda da verilebilir. Önemli olan şey, öğrencileri “Four Skills” yani Dört Beceri (1- okuma kavrama, 2- yazma, 3-işitip anlama 4- konuşabilme) üstünde ortanın üstünde yeterlilik sahibi edebilmektir. Bir öğretmen bunlara kendisi sahip olacak ki öğrencilere kazandırabilsin! Bir komşumuz vardı. Kuluçka tavuğun altına bir keklik yumurtası koymuştu. O yumurtadan çıkan keklik büyüdü ama asla uçmadı çünkü onu yetiştiren ana tavuk uçmuyordu. 🙂 Herkes ne öğretmeni olduğunu iyi bilmeli ve gerektiği gibi öğretici olmalı.

Dil öğretiminde gereken dört beceri üniversitede dört yılda çok iyi bir eğitimle ancak orta düzeyde kazandırılabilir.. Bu kadarı bile yaklaşık 20 bin kelime bilmek gerekirtirir. Bu da sadece dört yılda mümkün değildir. Öncesi olmalıdır. ilköğretimden başlanılarak öğrenciler üniversiteye kadar 6 – 7 bin kelime öğrenmiş olmalıdır. Üniversitede sayı on binin mümkün olduğunca üstüne çıkarılmalıdır. Geri kalanı üniversiteden sonra kolayca kazanılabilir.

Bizim kültürümüzde kendi anadilimizin önemi ve ağırlığı hiç yok. Kaç Türk 20 bin Türkçe kelime biliyor ki? Çok az. Daha fazlasını bilenler ise ancak çok kitap okuyan kişilerdir. İngilterede ise 20 yaşına gelmiş bir genç, kendi ana dilinden ortalama 90 bin kelime biliyor. Onlardaki kültürel yapı ve eğitim sistemi bunu sağlıyor. İşte aramızda bir de böyle bir kültür farkı var. İngilizce öğretmeni olmak isteyen gençler bütün bunları bilmeli ve üniversiteden her şeyi beklememeli, kendi kendisini yetiştirmeli. Yabancılarla çok gevezelik etmeli, günde 50 sayfa ingilizce kitap okumalı. Diğer yazındaki yorumumda dediğim gibi ben ingiliz arkadaşlarla sohbet ede ede ingilizce konuşma ve duyduğumu anlama becerilerimi bir yılda sıfırdan üst düzeylere çıkarabildim. Daha önce ingilizce benim için sadece okuma yazma dilinden ibaretti.

» Posted By devletli On 8 Mayıs 2011 @ 3:52 am

Kalbi zorlayan alışkanlıklar

Gerçei konu kalp ama en sonda beyaz et, tavuk eti önerilmiş, bu yüzden tavuk eti üstünde durmak istedim. Günümüzde en zararlı et tavuk etidir. Çünkü kimyasallı yemlerle civcivler 45 günde devleştirilip tavuk diye satılıyor. Güya sağlıktan anlayan uzman(!) kişiler halka tavuk eti yemeyi ısrarla öğütlüyor. Sonuçta her türlü hormonal düzensizlikten kaynaklanan hastalıklar ve damar hastalıkları ve obezite şimdi hızla yükseliyor. Başlıca sebebi o tavuk etleridir. Gerçek anlamda doğal usullerle ve doğal yiyeceklerle yetiştirilmiş tavuklar faydalıdır hatta şifalıdır ama günümüzde marketlerde satılan şeylar tavuk eti bile değil, kimyasallı yemlerle devleştirilmiş civciv etleri. Bunları yemek intihar etmek gibi bir şeydir. Sağlığa zararı çok ileri derecede büyük. Kimyasallı yemler yumurta üreim çiftliklerinde ve dana ve kuzu beslemesinde de kullanılıyor.

» Posted By devletli On 5 Mayıs 2011 @ 4:32 pm

40 bin yabancı İngilizce öğretmeni alımı ile ilgili MEB cevabı

İngiizce “beginner” seviyesinde bile durumu berbat olan kişiler bu ülkede inligizce öğretmeni olarak çalıştılar ve emekli oldular! Ayrıca şimdiye kadar birçok okulda İngilizce derslerine İngilizce öğretmeni olmayan kişilerin girdiğini gördüm. Bunlar gösteriyor ki okullarda amaç eğitim değil. “Biz yaptık oldu” felsefesi milli eğitimimizin bir parçası olmuştur. İngilizce dersleri devam ediyor mu ediyor. Onlara göre mesele tamamdır, sorun yoktur.
Öte yandan kişilerin sevdiği işi değil para getiren herhangi bir işi yapması eski ve köklü geleneklerimizdendir. Özellikle erkekler, bir yerden para kazanıp ailesine bakmak zorundadır. Böyle olunca da İngilizce öğretmenlerimizde dil zekâsının bile hiç olmadığı sık şahit olduğumuz gerçeklerden biri. Dahası, bu işi sevmiyorlar. Sevgi olsa her İngilizce öğretmeni kendi çapında bir dilbilimci olurdu. Devlet desteklemiyor, maaş az gibi sorunlar gerçek olsa da meslek sevgisini hiç etkilemez. Çünkü insan sevdiği işten para bile beklemez. Tutku ile boş zamanlarını bile o işle ilgili çalışmalar yapmakla geçirir.
Doğal konuşma yetisini kazanmak zor değil. İlgi, sevgi, merak, tutku varsa bunlar her şeyi getirir. Ben filmlerden bile neler öğrenmiştim neler. İngiliz arkadaşlarım şaşırırdı. Ama şu büyük gerekliliği de hiç göz ardı etmemek gerekir: Öğrendiğimiz şeyler kitaplardan, filmlerden, blog yazılarından, nereden olursa olsun, onları doğal konuşmalarda “native speaker”lar ile sohbetlerde paylaşmak gerekir. Burası çok önemli. Daha önce demiştim, dil konuşma yeteneği bilinçaltına bağlıdır, bu da gerçek yaşantılar ya da en azından tiyatro gibi gerçeğin takliti doğallıktaki uygulamalarla olur. Dil eğitiminde bunlar olmazsa olmaz gerekliliklerdendir. İngilizce dil eğitiminde “Four Skills” olarak: Okuduğunu anlama kavrama, yazma, duyup anlama ve konuşabilme şeklinde dört ana parça vardır. Bizim eğitim sistemimiz ancak ilk ikisini “biraz” verebiliyor. Son birkaç yılda özel okullardaki İngilizce derslerinde bir hayli gelişim var ama yine de çoğunda yetersiz olup kalitesi de okuldan okula değişiyor.

» Posted By devletli On 7 Mayıs 2011 @ 6:03 pm

“Native speaker” meselesi çok önemli. Ben ingiliz arkadaşlar edinmiştim. Onlar o zaman tek kelime Türkçe bilmezlerdi. Bu sayede, tabii onlarla bir seneden fazla bir süre irtibatımı hiç kesmeden ingilizcemi çok ilerlettim. Her konuda rahatça sohbet edebilirim. Doğallık ve mecburiyet kadar iyi bir eğitici yok. Yabancı dil böyle öğrenilir. Dil öğrenimi direkt bilinçaltı ile ilgilidir diye kabul edip ona göre bir eğitim sürecinden geçmek lazım. Yüksek şuur, dikkat, zeka, ezber, iyi bilgi bilinçaltını bağlamaz. Bilinçaltı sadece yaşamaktan anlar, böyle öğrenebilir, bir defa öğrendi mi kalıcı olur. Mecbur kaldığın anda gayet rahat konuşabildiğini görürsün. Reflekslerde olduğu gibi etkiye ani tepki gibi, karşında bir yabancı varsa, ingilizce bir şeyler derse sen düşünmeye vakit bulmadan ingilizce karşılıklar anında ağzından dökülür. Böyle olması gerekir. öğrenci teorik bilgilerde boğulmamalı, yoğun doğal pratiklerin içinde teorik bilgilere hasret kalmalı, hep bilgi araştırmalı, pratikteki eksiklerini kapatmalı.

» Posted By devletli On 6 Mayıs 2011 @ 8:10 am

Böyle olduğunu bilmiyordum. Bence iyi düşünmüşler. Bu uygulamada en çok canı sıkılacak kişilerin ise ingilizce öğretmenlerimiz olacağını düşünüyorum. Zira yüzde doksan dokuzu ingilizce konuşamaz. Hayırlı olsun. Yapılacak daha iyi şey ise ingilizce öğretmeni yetiştiren okullarda adam gibi eğitim yapılmasıdır. Bir insanın ingilizce öğretmeni olup da ingilizce konuşamaması kadar abes bir şey olabilir mi? Türkiye zaten her şeyiyle bir abeslikler ülkesi.

» Posted By devletli On 5 Mayıs 2011 @ 4:25 pm

Piliç felsefesi

İlginç bir mizah konusu. Tavukların konu edilmesiyle bu tür esprili anlatımlar hakkında Wikipedia’daki bilgiden bir iki satır:
“Why did the chicken cross the road?” is a common riddle/joke in several languages. The answer (or punchline) is: “To get to the other side”.
The origin of the riddle is obscure. It appeared in 1847 in The Knickerbocker, a New York monthly magazine…

Her neyse, ben de iki yıl önce benzer bir şey yapmıştım. 🙂
http://devletli.com/tavuklar-bahceden-nicin-cikti

» Posted By devletli On 30 Nisan 2011 @ 7:30 pm

Çılgın ötesi proje

Bunun için İstanbul’un içme suyunu (veya şehir şebeke sularını) sağlayan göllerden barajlardan bir kısmı kanal yolu için kolaylık sağlayacak diye düşünülüyor. Ama sonuçta İstanbulun su kaynaklarında önemli bir azalma olur. Proje boğazdaki yoğun gemi trafiğini azaltacakmış. Sanki boğazdan vızır vızır gemi mi geçiyor? Abes bir proje bence.

» Posted By devletli On 30 Nisan 2011 @ 7:16 pm

Peygamberler ve meslekleri

Teşvikten başka ilim ve teknolojilerde gelinebilecek son noktaları işaret ederler. Bunların Kuran’da anlatılmasının bir sebebi de budur. İsa peygamberin ölüleri diriltebilmesi, körleri görür edebilmesi, delileri anında aklı başında edebilesi mucizeleri tıp ve psikiyatri ilmindeki gelişmelere, Süleyman peygamberin dünyanın her yerindeki olup bitenden anında haberdar olması mucizesi ve yanındaki kişilerin eşyaları hem de uzaktan ışınlama ile bulundukları yere anında getirme ilmine sahip olması da teknolojideki gelişmelere işarettir.

» Posted By devletli On 30 Nisan 2011 @ 7:07 pm

Rüya falım

Aslında böyle uzun rüyalar pek tabir edilmez. Tabir edilecek rüyalarda ciddi mesajlar olabiliyor. Nasıl? Niçin öyle oluyor? Ben geçenlerde yazmıştım da hangi sitede nerede yayımlamalıyım hala karar veremedim bekliyorum. Ama hangisinde olursa olsun en azından blogda ilan edeceğim. Şimdilik burada kısaca derim ki rüya tabirlerindeki açıklamalar herkes için aynı değildir. Herkes kendi hayat deneyimlerine göre neyin neye delalet edeceğini kendisi çıkarabilir. Zor bir iş. Ayrıntılı bilgi yakında devletli blogda. :))

» Posted By Devletli On 29 Mart 2011 @ 5:18 am

«« Back To Stats Page